Politika

Rahmi Koç'un Cenaze Törenindeki Tavrı Tartışma Yarattı: Sınıfsal Ayrıcalık mı, Medeni Davranış mı?

Haldun Dormen'in cenaze töreninde Rahmi Koç'un sevgilisiyle yaşadığı kısa süreli gerilim, kamuoyunda farklı yorumlara neden oldu. Kimileri Koç'un tavrını sınıfsal ayrıcalık olarak görürken, kimileri ise 'gerçek burjuva' nezaketine bağladı.

Yönetici3 dakika okuma0 görüntülenme
Rahmi Koç'un cenaze törenine katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf.
Rahmi Koç'un cenaze törenine katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf.
Paylaş:

Tiyatro sanatçısı Haldun Dormen'in cenaze töreni, hayatını kaybeden sanatçıyı anmak için bir araya gelen sevenlerinin yanı sıra, iş ve sanat dünyasından tanınmış isimleri de ağırladı. Törene katılanlar arasında yer alan Rahmi Koç, yaşanan bir anla gündeme geldi. Teşvikiye Camii'ne geldiğinde kalabalık bir taziye kuyruğuyla karşılaşan Koç'un, 'Herkes sıraya girmiş, biz de girelim' şeklindeki sözleri, başlangıçta bir nezaket ifadesi olarak algılansa da, kısa sürede bir tartışmaya yol açtı.

Rahmi Koç'un, etrafındakilere 'Buradan girsek ayıp olur mu?' diyerek bir tür iltimas talebinde bulunduğu yorumları yapıldı. Yaşı gereği bu tür bir beklentisinin yadırganmayacağını düşünen Koç'un bu ince manevrasına, yanında bulunan sevgilisi Tahire Demircan'ın 'Bence ayıp olur, sıradan girelim' şeklindeki müdahalesi, Koç'u rahatsız etti. Bu durum üzerine Koç'un sevgilisine yönelik, 'Sen sıraya gir, bana yol aç' ve ardından 'Sana sıraya gir dedim!' şeklindeki çıkışları, kameralara yansıdı.

Bu kısa an, çeşitli haber platformlarında ve sosyal medyada 'Biz de sıraya girelim' başlığıyla paylaşıldı. Ancak videonun altındaki yorumlar, Koç'un tavrındaki gerilimi değil, daha çok onun 'gerçek burjuva' ve 'İstanbul beyefendisi' olduğuna dair bir algıyı pekiştirdi. Yorumlarda, Koç'un 'istese orayı satın alabileceği halde kibarlığa, disipline ve mütevazılığa' önem verdiği ifade edildi. 'Para gürültü sevmez' gibi yorumlarla, onun 'türedi zenginlerden' farklı olduğu öne sürüldü. Yüzlerce yorumcu, yaşanan gerilimden çok, Koç'un nezaketini ve disiplinini görmeyi tercih etti.

Bu durum, Koç Grubu'nun ve Koç Ailesi'nin tarihsel olarak siyasi ve ekonomik süreçlerdeki rolüyle de ilişkilendirildi. Bazı yorumcular, bu tür bir 'nezaket' algısının, geçmişte AKP iktidarının yükselişine verilen destek gibi kritik onayları örtme işlevi gördüğünü savundu. Sermaye sınıfının, gücünü sadece ekonomik ve siyasi alanlarda değil, aynı zamanda kültürel rafinelik ve görgü kurallarıyla da pekiştirdiği belirtildi. Bu bağlamda Rahmi Koç'un sergilediği tavrın, sınıfsal tahakkümün görgü anlatısıyla nasıl perdelendiğinin bir örneği olduğu iddia edildi.

Koç ailesinin kendi kurucu anlatılarında, Vehbi Koç'un hikayesi üzerinden bir yükseliş ve memleketin kalkınmasına hizmet etme teması işlenir. Bu anlatıda servet, ulusal kalkınmanın masum bir yan ürünü olarak sunulurken, sermaye biriktirme süreçlerindeki olumsuzluklar ve işçi sınıfının emeği göz ardı edilir. Bu söylem, Koçların tarihini, emeğin gericileştirilmesi ve sendikasızlaştırma gibi unsurları içermeyen steril bir ilerleme hikayesi olarak resmetme eğilimindedir.

Hayırseverlik faaliyetleri de bu anlatının önemli bir parçasıdır. Okullar, vakıflar, müzeler ve burslar aracılığıyla Koçlar, sadece kazanan değil, aynı zamanda paylaşan bir güç olarak konumlandırılır. Ancak bu 'paylaşım', sistemin ürettiği eşitsizliğin küçük bir kısmının ahlaki bir jest olarak sunulması olarak da yorumlanabilir. Bu durum, Koçların hayırseverliğinin sömürünün karşıtı değil, onun bir parçası olduğu eleştirisini de beraberinde getirir.

Kamuoyunda Koçlara yönelik bu sempati ve güvenin kaynağı ise, özellikle son yirmi yılda yaşanan siyasi ve kültürel değişimlerle ilişkilendiriliyor. Seküler kentli sınıfların kimliklerinde ve tarihsel üstünlük hislerinde yaşanan aşınma sonrası, Koç imgesinin kayıp bir dünyanın bağlantısı olarak görülmesi. Kurumsallık, ölçülülük, laiklik ve kaybedilmiş bir cumhuriyetçi kimlik imgesiyle özdeşleşen Koç'un, belirsizlik ve kaygı hislerini yatıştıran bir güven nesnesine dönüşmesi. Bu durum, bazı kesimlerin Koçlar'da sadece sermayeyi değil, aynı zamanda kaybettiklerini düşündükleri bir hayat biçimini görmesinden kaynaklanıyor.

Bu noktada, kapitalizmin sistemik yapısıyla yüzleşmek yerine sorunun sadece 'kötü kapitalistlere' indirgenmesi eleştirisi de dile getiriliyor. Sistemin kendisi yerine, hoyrat ve görgüsüz yeni zengin figürleri hedef alınırken, eski büyük sermayenin daha 'medeni' ve kabul edilebilir bir alternatif olarak görülmesi. Koç ailesinin bu karşılaştırmalı estetik yargı üzerinden 'ehven' görünmesi, gerçek bir sınıf çözümlemesinden çok, göreceli bir idealleştirme mekanizması olarak değerlendiriliyor. Sekülerliğin otomatik olarak ilericilik, rasyonellik ve demokratiklikle eşleştirilmesi, sınıfsal konum ile kültürel kimliği birbirine karıştıran bir yanılsama yaratarak, laik sermayenin 'makul' ve 'modern' bir özne olarak algılanmasına yol açıyor.

Paylaş: