Ukrayna'dan Hazar Denizi'ne İHA Saldırısı: Bölge Güvenliği ve Türkiye'nin Duruşu
Ukrayna'nın Hazar Denizi'nde İran'a ait bir gemiye düzenlediği İHA saldırısı, bölgedeki gerilimi artırdı. Hazar ve Karadeniz'in birbirine bağlı denizler olması, Türkiye'nin bu konudaki sessizliğini ve NATO'nun bölgedeki stratejisini gündeme getirdi.

Ukrayna, hafta sonu Hazar Denizi'nde İran'a ait bir ticaret gemisine İHA saldırısı gerçekleştirdi. İran, saldırıda bir denizcinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu saldırı, Rusya-Ukrayna savaşının giderek sıradanlaştığı bir dönemde, Hazar Denizi'nin stratejik önemini ve bölge ülkeleri üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı.
Hazar Denizi'nin Hukuki Çerçevesi: Aktau Sözleşmesi
Hazar Denizi, açık denizlerle doğrudan bağlantısı olmayan kapalı bir havza olması nedeniyle kendine özgü bir hukuki statüye sahip. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından kıyıdaş beş ülke (Rusya, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran) arasında yapılan müzakereler sonucunda 2018'de Aktau Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme, Hazar'ın barışçıl bir deniz olarak kalmasını sağlamak amacıyla, kıyıdaş devletlerin birbirlerine karşı askeri güç kullanmasını veya başka devletlere Hazar'ı saldırı amacıyla kullandırmasını kesinlikle yasaklıyor. Ayrıca, kıyıdaş olmayan devletlerin Hazar'da askeri varlık bulundurması da yasaklanmıştır. Aktau Sözleşmesi, Montrö Sözleşmesi'nden daha katı bir çerçeve çizerek Hazar'ı yalnızca kıyıdaş ülkelerin egemenlik alanına bırakıyor.
Saldırıların Bağlantısı ve Ticari Etkileri
Ukrayna'nın İran gemisine yönelik saldırısı ilk değil. Daha önce de iki petrol tankeri İHA saldırısına uğramıştı. Ukrayna, bu saldırıları Rusya'ya silah tedarikini engelleme ve ticareti sekteye uğratma amacıyla yaptığını savunuyor. Ancak bu saldırılar, uluslararası ticareti, küresel enerji piyasalarını ve tedarik zincirlerini istikrarsızlaştırma potansiyeli taşıyor. Kazakistan, petrol faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldığı bu saldırıları sert bir dille kınayarak, uluslararası ticaretin güvenliğini tehdit ettiğini belirtmişti. Hazar Denizi, önemli petrol yataklarına ev sahipliği yapması ve Kazak petrolünün büyük kısmının Hazar Boru Hattı ile Rusya üzerinden Karadeniz'e taşınması nedeniyle küresel ekonomiye doğrudan etki ediyor. Bu boru hattının ortakları arasında Rusya ve Kazakistan'ın yanı sıra birçok Batılı petrol tekeli de bulunuyor. Dolayısıyla, Hazar'daki saldırılar sadece kıyıdaş ülkeleri değil, aynı zamanda Batılı petrol şirketlerinin ekonomik çıkarlarını da olumsuz etkiliyor.
Karadeniz ile İlişki ve NATO Stratejisi
Hazar Denizi'ndeki gelişmelerin Karadeniz ile doğrudan bir bağlantısı bulunuyor. Nitekim, Hazar'daki saldırılardan kısa süre önce Karadeniz'de, Hazar Boru Hattı'nın varış noktası olan Novorossiysk Limanı yakınlarında ExxonMobil tarafından işletilen bir tanker İHA saldırısına uğradı. Bu durum, saldırıların Karadeniz ve Hazar Denizi'ni kapsayan daha geniş bir stratejinin parçası olabileceği endişelerini güçlendiriyor. NATO'nun Karadeniz'deki stratejik yaklaşımının değiştiği ve Montrö Sözleşmesi'nin kısıtlayıcı hükümlerini aşarak bölgeyi bir savaş alanına dönüştürmeyi hedeflediği öne sürülüyor. Türkiye'nin, Montrö Sözleşmesi'nin kağıt üzerindeki maddelerini korurken, fiili olarak bölgedeki askerî hareketliliği ve Batı'nın etkisini artırmasına izin veren politikaları eleştiriliyor. Bu durum, Türkiye'nin dış politikasında



