Bilim ve Toplum Arasındaki Makas Neden Açılıyor? Yapısal Nedenler ve Çözüm Önerileri
Bilim ve teknoloji ilerlerken toplumun bilimsel düşünceden uzaklaşması dikkat çekiyor. Bu kopukluğun nedenleri, kapitalist sistemin bilimi metalaştırması ve eğitim sistemindeki sorunlarla açıklanıyor. Çözüm, üretim ilişkilerinin yeniden düzenlenmesinde yatıyor.

Bilim ve teknoloji alanındaki hızlı ilerlemelere rağmen, toplumun geniş kesimlerinin bilimsel düşünceden giderek uzaklaştığı gözlemleniyor. Türkiye'de ve dünyada komplo teorileri, mistisizm, astroloji ve sahte tıp gibi alanlara yönelimin artması, bu kopukluğun boyutlarını gözler önüne seriyor. Doğal afetlerden pandemilere, iklim değişikliğinden evrim teorisine kadar pek çok konuda temelsiz iddiaların yaygınlaşması dikkat çekiyor.
Bu durumun en önemli nedenlerinden biri, dijitalleşme ve sosyal medyanın etkisi. Kısa, çarpıcı ve doğrulanmamış bilgilerin öne çıktığı bu platformlar, kanıta dayalı düşünme biçimini geri plana itiyor. Bu durum, bilimsel temeli olmayan aşırı genellemeci ve yüzeysel tezlerin kolayca alıcı bulmasına yol açıyor. Özellikle küresel iklim krizi, aşılar ve doğal afetlerle ilgili komplo teorilerinin yaygınlaşması, bu tablonun somut örneklerini oluşturuyor.
Kapitalizmin Bilimi Metalaştırması
Bilim, tarihsel süreçte her zaman üretim süreçleriyle iç içe gelişmiştir. Tarım, sanayi, ulaşım gibi alanlardaki ihtiyaçlar, bilimi sürekli ilerlemeye zorlamıştır. Kapitalizm ise bu süreci olağanüstü hızlandırmış, bilimi üretici güç haline getirmiştir. Ancak kapitalizm aynı zamanda bilimi metalaştırmış ve neoliberal dönemde büyük ölçüde piyasaya bağlamıştır. Bilimsel araştırmalar, şirketlerin çıkarları doğrultusunda yönlendirilmiş, bilim insanları sermayenin etki alanına girmiştir.
Bu durum, bilginin toplumun ortak mirası olmaktan çıkıp şirketlerin ve sermayenin tahakkümüne girmesine neden olmuştur. Bilim, profesyonellerin dar uzmanlık alanlarına bölünmüş bir uğraş haline gelmiş, bireyler kendi yarattığı bilgiye yabancılaşmıştır. İnsanlar artık bilimin arkasındaki süreci ve tarihsel birikimi değil, yalnızca teknolojik son ürünleri tüketmektedir. Akıllı telefonlardan tıbbi cihazlara kadar kullandığımız her şeyin ardındaki bilimsel ve tarihsel birikim, yeterince ilgi görmemektedir.
Eğitim Sistemindeki Sorunlar ve Yapısal Çözüm
Bilimsel düşüncenin toplumdan uzaklaşmasında eğitim sisteminin rolü de büyüktür. Ancak eğitimi tek başına bir çözüm olarak görmek yerine, içinde bulunduğu sistemdeki işlevini de değerlendirmek gerekir. Ülkemizdeki dinselleşme eğiliminin eğitim sistemini ve müfredatı dönüştürmesi, sorgulayan değil biat eden insan tipolojisini hedeflemesi, bilimin yaşamla bağını kurmadan sınav odaklı bir yapılanmaya yol açmıştır. Öğrenciler, bilimi yaşam boyu ilişki kurulacak bir kavram olarak değil, katlanılması gereken bir zorunluluk olarak algılamaktadır.
Bilim ile toplum arasındaki kopukluğun giderilmesi için sadece popüler bilim iletişimi veya eğitim sisteminin iyileştirilmesi yeterli değildir. Sorunun kökü, üretim ilişkilerinde yatmaktadır. Üretim araçlarının özel mülkiyete dayalı olduğu kapitalist sistemde, bilim ve bilimsel düşünce de piyasanın ve sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir.
Bu nedenle, bilimsel düşünceye olan güvenin yeniden yükselebilmesi için üretim ilişkilerinin değiştirilmesine dayanan bir düzen değişikliği talebinin yükselmesi gerekmektedir. Böylesi bir dönüşüm, bilimsel dünya görüşünün toplumsal ölçekte güçlenmesi için zemin hazırlayacaktır. Bilim ile toplum arasındaki bağın kalıcı olarak güçlenmesi ise ancak sosyalist bir düzenin kurulması, halkın ihtiyaçlarının öncelenmesi ve kamusal mülkiyetin yerleşik hale gelmesiyle mümkün olacaktır. Bu sayede insanlığın yaratıcı potansiyeli serbest kalacak, teknolojik olanaklar halkın çıkarlarına hizmet edecek ve bilimsel düşünce temelinde büyük atılımlar yaşanacaktır.



