Kemal Okuyan'dan çarpıcı analiz: Erdoğan yeniden aday olmayabilir, Türkiye karmaşık bir sürece giriyor
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İpek Özbey'in sunduğu programda siyaset, toplum ve ekonomi üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Okuyan, Erdoğan'ın yeniden aday olmayabileceği ve Türkiye'nin siyasi dengelerinin değişebileceği bir sürece girildiğini belirtti.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, gazeteci İpek Özbey'in Sözcü TV'deki programında Türkiye'nin güncel siyasi, toplumsal ve ekonomik durumu hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Okuyan, mevcut siyasi dengelerin değişebileceği ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önümüzdeki dönemde yeniden aday olmayabileceği yönünde görüşlerini paylaştı. Türkiye'nin karmaşık bir sürece girdiğini vurgulayan Okuyan, siyasi dengelerin ani değişimlere açık olduğunu belirtti.
Toplumun Kurtarıcı Beklentisi ve Siyasi Liderlik Kültü
Programda toplumun neden sürekli bir kurtarıcı arayışında olduğu sorusuna da değinen Okuyan, bunun temel nedenini örgütsüz toplumlarda bireylere daha fazla bel bağlanması olarak açıkladı. Okuyan, medyanın ve siyasetin de bu bireysel çabaları öne çıkardığını dile getirdi. Futboldan voleybola kadar birçok alanda yaşanan 'kahramanlaştırma' eğiliminin tehlikeli olduğunu belirten Okuyan, bireylerin altından kalkamayacağı rollere bürünmesinin ve buna inanmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. Bu durumun siyasetteki yansımalarına da dikkat çeken Okuyan, siyasi partilerdeki lider kültünün, başkanlık sistemini beslediğini ve halkın da bu gücü liderlere verdiğini söyledi. Okuyan, günümüzdeki birçok siyasetçinin halktan kopuk olduğunu ve para gücüyle kolayca manipüle edilebildiğini savundu. Bu durumun, büyük holdingler ve çok uluslu tekellerin işine yaradığını belirtti.
12 Eylül'ün Toplumsal Dokudaki Tahribatı ve Değişim İhtiyacı
Okuyan, Türkiye'deki mevcut siyasi ve toplumsal yapının şekillenmesinde 12 Eylül 1980 darbesinin büyük rol oynadığını vurguladı. Darbe öncesinde işçi olmanın gurur kaynağı olduğunu, ancak darbe sonrası bu algının değiştiğini ifade etti. Turgut Özal ve Tansu Çiller dönemlerinin de bu tahribatı derinleştirdiğini belirten Okuyan, AKP iktidarının bu zeminde güçlendiğini söyledi. Toplumsal dokudaki bu bozulmayı değiştirmek için paranın egemenliğini sorgulamak gerektiğini belirten Okuyan, günümüzde paranın tek itibar kaynağı haline geldiğini ve siyasetçilere de bu gözle bakıldığını kaydetti.
Solun seçimlerde neden istediği başarıyı yakalayamadığı sorusuna karşılık Okuyan, insanların günü kurtarma telaşı içinde olduklarını ve bu nedenle sistem değişikliği gibi zahmetli projelere sıcak bakmadıklarını ifade etti. AKP'nin 25 yıllık iktidarının, mevcut sistemin ihtiyaçlarına cevap vermesiyle ilgili olduğunu belirten Okuyan, sistemin AKP'den vazgeçip başka bir alternatife yönelebileceğini öne sürdü. Gerçek refahın ancak sermaye sınıfının elindeki zenginliğe el konularak sağlanabileceğini savundu.
Okuyan, Türkiye toplumunun kendi iradesini eline alması gerektiğini vurgulayarak, Gezi Direnişi gibi toplumsal hareketlerin önemine değindi. Ancak bu tür hareketlerin kalıcı olabilmesi için örgütlü mücadelenin şart olduğunu belirtti. Korkunun tek başına bir açıklama olmadığını, insanların sonuç alıcı olacağına dair inançlarının zayıflamasının da etkili olduğunu söyledi. Sonuç alıcı olacağını bilseler insanların daha cesur davranacağını ifade etti.
Umutlu Bakış ve Komünizm Tehdidi
Kemal Okuyan, Türkiye toplumu için umutlu olduğunu belirterek, tarihte en karanlık anlarda bile bir ışık çıktığını söyledi. 1919-1920 yıllarındaki Kurtuluş Savaşı döneminin de bugünkü kadar umutsuz olduğunu, ancak o dönemdeki cesaretin bugünde gerektiği mesajını verdi. Dünyada anti-komünizmin yükselişte olduğu bir dönemde TKP'nin konumuna ilişkin soruyu ise, komünizmin mevcut sistemi tehdit eden tek ideoloji olduğunu söyleyerek yanıtladı. Diğer ideolojilerin mevcut sistem içinde çözüm aradığını, oysa komünizmin köklü bir değişim önerdiğini belirtti. Günümüz dünyasında gelecek güvencesi, refah, barış ve fırsat eşitliği gibi kavramların kalmadığını savunarak, bu soruna yanıt verebilecek bir başka ideoloji görmediğini dile getirdi.



