Türkiye'nin Tarımsal İkilemi: 74 Milyar Dolarlık Üretim, Yüksek Gıda Fiyatları ve İhracat Sorunları
Avrupa'da birinci, dünyada ilk yedi arasında yer alan Türkiye'nin 74 milyar dolarlık tarımsal hasılasına rağmen yüzde 34,5'luk gıda enflasyonuyla mücadele etmesi dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu çelişkinin nedenlerini ve yeni 'B-Reçete' sisteminin olası sonuçlarını değerlendirdi.

Türkiye, yaklaşık 74 milyar dolarlık tarımsal hasılasıyla Avrupa'da lider, dünyada ise ilk yedi büyük tarım üreticisi arasında yer alıyor. Bu yüksek üretim kapasitesine rağmen, ülke genelinde yüzde 34,5'luk gıda enflasyonu halkın gündeminde önemli bir yer tutuyor. Tarım ekonomisi uzmanı Burak Öztornacı, bu durumun temelinde yatan nedenleri ve tarım sektöründeki yapısal sorunları soL okurları için değerlendirdi.
Küresel Sermayenin 'Meyve Bahçesi' Olma Rolü
Öztornacı'ya göre, 21. yüzyıl tarım-gıda sistemlerinde yaşanan köklü değişimler, üretimi sermayenin kar hırsına göre şekillendiriyor. Türkiye gibi ılıman iklim kuşağında yer alan ve geç kapitalistleşen ülkelere, merkez kapitalist ülkelerin 'meyve bahçesi' olma rolü biçildiğini belirten Öztornacı, bu durumun stratejik öneme sahip buğday ve bakliyat gibi temel ürünlerin üretimini geri plana ittiğini ifade etti. Büyük kapitalist pazarlar için yüksek katma değerli meyve üretimine yönelmenin, kendi gıda güvenliğini göz ardı eden bir model yarattığını ve Türkiye tarımında geri dönüşü zor bir yapısal krize yol açtığını vurguladı.
Bu üretim modelinin kayması, tarımsal üretimin büyük şirketlerin kontrolüne geçmesini hızlandırdı. Meyveciliğin yoğun emek gerektirmesi, şirketleri maliyetleri düşürmek amacıyla ucuz işgücü arayışına itti. Sonuç olarak, Türkiye'deki büyük meyve bahçeleri, güvencesiz ve yoğun göçmen işçiliğinin sömürüsü üzerine kurulu bir yapıya dönüştü.
İhracat Kalitesizliği ve İç Pazar Tehdidi
Türkiye'nin tarımsal üretimdeki çelişkilerinden biri de, Avrupa, ABD veya Rusya gibi pazarlara ihraç edilen ürünlerin yüksek kimyasal kalıntı veya yasaklı pestisitler nedeniyle sık sık reddedilmesi. Öztornacı, bu durumun hem ihracatçı şirketler için bir krize dönüştüğünü hem de ciddi bir halk sağlığı sorununu beraberinde getirdiğini belirtti. Sınırda reddedilen tonlarca ürünün imha edilmek yerine iç pazara sürülmüş olabileceği iddiaları, toplum sağlığını tehdit eden sessiz bir sorun olarak öne çıkıyor. İhracat kalitesini tutturamayan ürünlerin halkın sofrasına ulaşma ihtimali, tarımdaki denetim ve kalite kontrol mekanizmalarının yetersizliğine işaret ediyor.
Gıda Enflasyonunun Temel Nedeni: İhracat Odaklı Model
Dünya genelinde ortalama yüzde 7,6, OECD ülkelerinde ise yüzde 4 seviyesinde seyreden gıda enflasyonu, Türkiye'de yüzde 34,5'e ulaşmış durumda. Savaş ve ambargo altındaki İran ile benzer seviyelerde gıda enflasyonu yaşanması dikkat çekici. Öztornacı, bu durumun temel nedeninin 'ne kadar' üretildiği değil, 'kimin için' üretildiği olduğunu vurguladı. 2025 yılında 36,4 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı gerçekleştirilmiş olması, toplam üretimin yaklaşık yarısının doğrudan dünya pazarlarına yöneldiğini gösteriyor. Bu kontrolsüz ihracat fetişizminin, iç pazardaki arz güvenliğini baltaladığını belirten Öztornacı, şirketlerin en kaliteli ürünleri döviz kazanmak amacıyla dışarıya aktardığını, buna karşılık 88 milyon vatandaşın ve milyonlarca turistin gıda ihtiyacının ikinci plana itildiğini söyledi. İç piyasada azalan arz ve artan maliyetlerin, temel gıdaya ulaşımı lüks hale getirdiğini ve bu ihracat odaklı modelin gıda enflasyonunun ana yapısal nedeni olduğunu ekledi.
B-Reçete Sistemi: Çözüm mü, Yeni Bir Sorun Mu?
Tarım ve Orman Bakanlığı, dış pazarda yaşanan kimyasal kalıntı krizini aşmak amacıyla 'B-Reçete' sistemini gündeme getirdi. Bu sistemle, zirai ilaç ve kimyasal kullanımları reçeteye bağlanacak. Bakanlık, bu yolla ihraç edilen ürünlerdeki kimyasal kalıntı oranını düşürmeyi hedefliyor. Ancak uzmanlar, bu sistemin küçük üretici için yıkıcı olabileceği endişesini taşıyor. Mevcut yüksek maliyetler altında ezilen küçük çiftçinin, ek bürokratik süreçler ve maliyetlerle karşılaşması, tarımdan kopuşunu hızlandırabilir. Öztornacı, siyasi mekanizmaların halk sağlığını korumak ya da küçük üreticiyi desteklemek yerine, tarım tekellerinin ihracat sorunlarını çözmeye odaklandığını belirtti. Yeni sistemin şirketlere çözüm sunup sunmayacağı belirsizliğini korurken, üreticileri topraktan koparma potansiyelinin yüksek olduğu öngörülüyor.



