Sivas Katliamı'nın 33. Yılında Tarihsel Arka Plan ve NATO Bağlantısı
Sivas Katliamı'nın 33. yılında TKP PM üyesi Aydemir Güler, olayın arka planını, tarikatların yükselişini ve NATO ile olan bağlantılarını değerlendirdi.
Sivas Katliamı'nın 33. yılına dair değerlendirmeler
Paylaş:
Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan Sivas Katliamı, 33. yılında yeniden gündeme geldi. 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşanan ve 35 yurttaşın hayatını kaybettiği olay, Türkiye'nin siyasi tarihinde gericiliğin ve emperyalist müdahalelerin kesiştiği bir nokta olarak değerlendiriliyor. Türkiye Komünist Partisi (TKP) PM üyesi Aydemir Güler, katliamın sadece yerel bir olay olmadığını, dönemin siyasi atmosferi ve küresel projelerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.
Katliamın Siyasi ve Toplumsal Bağlamı
Aydemir Güler'e göre, 1990'lı yılların başında Türkiye'de yaşanan süreç, 12 Eylül darbesinin yarım bıraktığı piyasa karşıdevrimini tamamlama çabasıydı. Emekçi hareketinin ve toplumsal muhalefetin yükselişe geçtiği bu dönemde, dinci gericiliğin düzenin temel unsuru haline getirilmesi hedefleniyordu. Güler, Sivas Katliamı'nı şu şekilde tanımlıyor:
Katliam, 12 Eylül programının şeriatçı bir faşizmle tamamlanması hamlesidir.
2002 seçimlerine giden yolda kritik bir kilometre taşı niteliği taşımaktadır.
Aydınlanmacı birikimin tasfiyesi için gerçekleştirilen ideolojik bir darbedir.
NATO ve Yeşil Kuşak Projesinin Etkisi
Soğuk Savaş döneminden miras kalan ve Sovyetler Birliği'ne karşı kurgulanan Yeşil Kuşak projesinin, Türkiye'deki tarikat yapılanmalarının devlet aygıtı içine yerleşmesinde büyük rol oynadığı ifade ediliyor. Güler, bugün devletin kılcal damarlarına kadar sızan gerici ağların emperyalizmle olan organik bağının, 1990'lardaki stratejik arayışlarla şekillendiğini savunuyor. NATO'nun Türkiye üzerindeki etkisi, siyasi arenadaki pek çok gelişmede belirleyici bir unsur olmaya devam ediyor.
Aydınlanma Mücadelesi ve Gelecek Perspektifi
Sivas'ta hedeflenenin sadece bireyler değil, Türkiye'nin aydınlanma geleneği olduğu vurgulanıyor. Güler, laikliğin ve cumhuriyetçiliğin savunulmasının, emek mücadelesiyle birleşerek ancak başarıya ulaşabileceğini ifade ediyor. Geçmişteki katliamların hesabını sormak ve benzer süreçlerin tekrar etmemesi için, toplumsal muhalefetin emperyalizm ve gericilik karşıtı bir çizgide birleşmesi gerektiğini kaydediyor. Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesinin, ancak halkın örgütlü gücüyle ve düzen güçlerinin yarattığı sahte bölünmelerin aşılmasıyla mümkün olabileceği belirtiliyor.