İç Politika

Çocuk Olmayan Çocuklar: Suça Sürüklenen Neslin Karanlık Tablosu

Türkiye'de artan yoksulluk, güvensizlik ve şiddet ortamı, çocukları hem mağdur hem de fail konumuna itiyor. Uzmanlar, çözümün yeni ceza sistemlerinde değil, siyasi sorumluluk alacak yetişkinlerde olduğunu vurguluyor.

Aslı T.2 dakika okuma0 görüntülenme
Çocukları suça sürükleyen toplumsal sorunlar ve psikolojik etkileri üzerine bir haber görseli.
Çocukları suça sürükleyen toplumsal sorunlar ve psikolojik etkileri üzerine bir haber görseli.
Paylaş:

Türkiye'de çocukların suçla anılması, bir korku filmi klişesinden öte, derin toplumsal sorunların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Son yıllarda uyuşturucu bağımlılığı, çeteleşme, cinsel ve fiziksel istismar, zorbalık ve çocuk işçi ölümleri gibi vakalarla gündeme gelen çocuklar, hem mağdur hem de fail konumuna sürükleniyor. Bu durum, toplum olarak pasif bir izleyici konumundan çıkıp, çözümün bir parçası olma gerekliliğini ortaya koyuyor.

Çocukları Suça İten Toplumsal Krizler

Ülkede yaşanan ekonomik ve toplumsal krizler, çocukların sağlıklı bir gelişim ortamı bulmasını engelliyor. Artan yoksulluk, işsizlik ve toplumsal şiddet, aile içi gerilimi tırmandırarak çocukların güvenli limanlarını yok ediyor. Devlet kurumlarına olan güvenin sarsıldığı, adalete inancın zayıfladığı bir ortamda, gençler geleceklerini hayal etmekte zorlanıyor. Bu çürümüş sistemde, ekonomik ve toplumsal sorunlar doğrudan 'aile' üzerinden çocuğun dünyasına nüfuz ediyor. Derinleşen yoksulluk, sofradaki ekmeği küçültmekle kalmıyor, kronik stresle aile içi şiddeti artırıyor. Düzensiz aile hayatları, çatışmalı evlilikler veya boşanma süreçleri, çocuğun tutunabileceği güvenli limanı yerle bir ediyor. Ebeveynler devlet desteğinden yoksun büyütürken, çocuğun akran çevresi de uyuşturucu ve çeteleşme gibi sorunlarla kuşatılmış durumda.

Çocukluk ve Ergenlik: Farklı Bir Psikoloji

Çocukların ve ergenlerin psikolojik gelişimleri, yetişkinlerden farklılık gösteriyor. Beyin gelişimi 20'li yaşlarda tamamlanan çocukların, somut düzeyde algılama ve soyutlama yetenekleri sınırlı olabiliyor. Ergenler ise dürtüsel davranma ve riskli kararlar alma eğilimleri gösterebiliyor. Örneğin, zaman kavramını geleceğe dönük olarak tam anlamıyla kavrama yeteneği 14-18 yaşları arasında gelişiyor. Bu nedenle, çocukların uzak geleceklerini kalıcı olarak etkileyecek kararları sağlıklı bir şekilde almaları veya eylemlerinin uzun vadeli sonuçlarını öngörmeleri zorlaşıyor. Psikoloji bilimi, en korkunç suçları işleseler bile, çocukların eylemlerinin çocukluğun sınırlılıkları içinde ele alınması gerektiğini vurguluyor. Yetişkinler için caydırıcı olan uzun hapis cezaları, geleceği tasavvur etmekte zorlanan bir ergenin dünyasında işlevsiz kalabiliyor.

Hak Kayıpları ve Sorumluluk Arayışı

Çocuk suçluluğunun yetişkinlere ait ceza sistemi içinde ele alınması, çocuk hakları açısından ciddi hak kayıplarına yol açıyor. Çocukların 'yetişkin' gibi yargılanmasının önünü açmak, ceza sistemindeki güvenlikçi düzenlemelerin çocuk evliliğini meşrulaştıran düzenlemelere evrilmesi gibi tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Bu noktada, uzmanlar çocukları suçtan korumak için yeni bir ceza sistemine değil, siyasi sorumluluklarını kabul edip bu sorumlulukları hakkıyla taşıyacak yetişkinlere ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Psikoloji ve Akıl Sağlığı Meslekleri İnisiyatifi adına Prof. Dr. İnci Boyacıoğlu, bu konudaki görüşlerini dile getirerek, devletin çocukların gelişimini güvence altına alma sorumluluğunun altını çiziyor.

Paylaş: