Antalya'da Koru Sahili'nde Otel Projeleri İçin Verilen ÇED Kararları İptal Edildi
Antalya'nın Gazipaşa ilçesindeki Koru Sahili'nde, nesli tehlike altındaki canlıların yaşam alanı olan bölgede yapılması planlanan otel projeleri için verilen 'ÇED Gerekli Değildir' kararları yargıdan döndü. Mahkeme, doğal SİT alanındaki projelerin çevreye vereceği zararı gerekçe göstererek kararları hukuka aykırı buldu.

Antalya'da, bir yanda sivil toplum ve yaşam savunucularının görevini üstlenen kamu kurumları, diğer yanda ise bu kurumların aldığı ve geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilecek kararları yargıya taşıyarak kıyıları korumaya çalışan vatandaşlar arasındaki çelişki sürüyor. Nesli tehlike altındaki deniz canlılarının yaşam alanı olan Gazipaşa Koru Sahili'nde, dört ayrı otel projesi için verilen 'ÇED Gerekli Değildir' kararları, Antalya Valiliği aleyhine açılan davalarda birer birer iptal ediliyor.
Gazipaşa Koru Sahili'nde Yapılaşma Israrı ve Yargı Kararları
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinin doğusunda yer alan yaklaşık 2 kilometrelik Koru Sahili, önemli bir doğal SİT alanı olarak biliniyor. Bu bölgede, AHES Gayrimenkul şirketine bağlı üç ayrı şirket ve turizmci Adil Üstündağ tarafından toplam 2100 yatak kapasiteli otel projeleri geliştirildi. İlçe halkının tepkisine neden olan bu projelere, Antalya Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü) tarafından ardı ardına 'ÇED Gerekli Değildir' kararları verildi.
Mimarlar Odası Antalya Şubesi ve Gazipaşa'da yaşayan vatandaşlar, bu kararların iptali için dava açtı. Antalya 1. İdare Mahkemesi, geçtiğimiz Mart ayında AHES grubuna ait bir otel projesi için verilen kararı iptal etti. Son olarak, aynı firmaya ait bir başka 700 yataklı otel projesi ile Adil Üstündağ'a ait 194 yatak kapasiteli otel projesi için verilen 'ÇED Gerekli Değildir' kararları da mahkeme tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Böylece dört otel projesinden ikisi için verilen ÇED kararları iptal edilmiş oldu.
Sahil, Nesli Tehlike Altındaki Canlılar İçin Yaşam Alanı
Koru Sahili, doğal sit alanı niteliği taşımasının yanı sıra, karasal ve denizel habitat açısından zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapıyor. Akdeniz fokları (Monachus monachus) ve Akdeniz deniz kaplumbağaları (Caretta caretta) gibi küresel ölçekte nesli tehlike altında olan türler başta olmak üzere, toplam 19 canlı türü için üreme ve yaşam alanı işlevi görüyor. Bölgede yapılan çalışmalarda, ortalama 250 ila 300 deniz kaplumbağası yuvası tespit edildiği belirtiliyor.
Mahkemenin iptal kararlarında, alanın denizel ve karasal habitat çeşitliliği açısından Önemli Doğa Alanı kriterlerine uyduğu vurgulandı. Raporda, alanda küresel ve ulusal ölçekte nesli tehlike altında olan türlerin yaşam ve üreme alanlarını barındırdığı, özellikle Akdeniz Foku popülasyonunun üreme ve yaşam alanı olduğu belirtildi. Ayrıca, sahillerde deniz kaplumbağası yuvalama alanlarının bulunması da kararda önemli bir gerekçe olarak yer aldı.
Valilik Savunması ve Mahkemenin Kararı
Antalya Valiliği, mahkemeye sunduğu savunmada, proje alanının imar planında turizm ve günübirlik alan olarak ayrıldığını, ilgili mevzuat kapsamında gerekli incelemelerin yapıldığını ve işlemlerin hukuka uygun olduğunu savundu. Ancak Antalya 1. İdare Mahkemesi, davacıların iddialarını haklı bularak, projeler için verilen 'ÇED Gerekli Değildir' kararlarını iptal etti. Mahkeme, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın Sit Alanları Yönetim Sistemi'nde de 'Caretta caretta Yaşam Alanı ve Akdeniz Foku Yaşam Sahası' olarak işaretlenmiş olan bu alanın doğal yapısının korunması gerektiğini belirtti.
'Mavi Akdeniz İnisiyatifi' ve Hukuki Mücadele
Bu gelişmeler yaşanırken, Antalya Valiliği himayesinde, COP31 öncesinde 'Mavi Akdeniz İnisiyatifi' kuruldu. Vali Hulusi Şahin’in eşi Ebru Şahin'in koordinatörlüğünü yürüttüğü bu platform, denizlerin korunması amacıyla kamuoyuna yönelik kampanyalar yürütüyor. Ancak bir yandan da Valiliğin aldığı ve yargıdan dönen kararlar, halkın ve sivil toplumun sahilleri korumak için verdiği hukuk mücadelesini gözler önüne seriyor.
Kıyıların korunması için yeterli mevzuat bulunmasına rağmen, uygulamadaki ve denetimdeki yetersizlikler, hukuki mücadeleyi vatandaşların ve meslek odalarının omuzlarına bırakıyor. Uzmanlık gerektiren konularda açılan davaların yüksek maliyetleri de dikkate alındığında, idarenin hatalı kararlarının faturasını çoğunlukla halkın ödemek zorunda kaldığı belirtiliyor.



