NATO'culuk Tartışması: Türkiye'nin Bağımsızlığı ve Derin Devlet İlişkisi
Yazar Mehmet Ali Güller, Türkiye'nin NATO üyeliğini ve 'gizli NATO' yapılanmasını mercek altına alarak, ülkenin bağımsızlık mücadelesi ile NATO'culuk arasındaki ilişkiyi değerlendiriyor. Güller'e göre, Türkiye'nin NATO'dan kaynaklanan stratejik kayıpları ve derin devlet yapılanması, bağımsız bir dış politika izlemesinin önündeki en büyük engellerden.

Yazar Mehmet Ali Güller, günümüzdeki 'mandacılığın' NATO üyeliğiyle eşdeğer olduğunu savunarak, Türkiye'nin bağımsız ve çağdaş bir uygarlık yolunda ilerlemesinin ancak NATO ile hesaplaşabilmesinden geçtiğini belirtiyor. Güller, bu hesaplaşmanın Türkiye gibi ülkelerde adeta bir devrim niteliği taşıdığını ifade ediyor.
NATO'nun Türkiye'deki Örgütlenmesi ve 'Gizli NATO' Kavramı
Güller'e göre NATO, Alman devletinin ardından en derin şekilde Türk devleti içinde örgütlenmiş durumda. Bunun temel nedenini ise Amerikan derin devletinin bu iki ülkede diğer NATO üyelerine nazaran daha güçlü olmasına bağlıyor. Bir ülkede Amerikan derin devletinin gücünün arttıkça, o ülkenin NATO'ya bağlılığının da paralel olarak arttığını öne sürüyor. Bu durumu, sıralamanın önce 'gizli NATO', sonra NATO şeklinde formüle edilebileceğini söylüyor.
Pek çok Türk subayının 'gizli NATO yoktur' düşüncesinde olduğunu belirten yazar, bunun nedenini 'gizli NATO'nun her NATO üyesi ülkenin subayına görünmemesiyle açıklıyor. NATO'nun aynı zamanda bir zihin eğitimi verdiğini ve bunun sonucunda 'NATO-körlüğü' yarattığını savunuyor. Bu 'NATO gözlüğü'nün, Türkiye'ye yönelik tehdidin kaynağını, yani ABD'yi bulanıklaştırdığını, üyelerin eşit olduğunu ve Türkiye'nin ABD'siz ayakta kalamayacağını düşündürttüğünü iddia ediyor. Bu durumun, Türkiye'nin kurucu değerleri olan bağımsızlık ve anti-emperyalizmden uzaklaşmasına neden olduğunu belirtiyor.
Gizli NATO'nun Tarihsel Kökleri ve Etkileri
Mehmet Ali Güller, 'gizli NATO' yapılanmasının NATO kurulmadan, 1945 düzeni gereği ABD'nin Atlantik coğrafyasındaki siyasi düzeni kendi lehine oluşturma çabalarıyla başladığını aktarıyor. İlk uygulama alanının Fransa olduğunu ve 1946'da Fransız İçişleri Bakanı Edouard Depreux'nun, ABD ve İngiliz istihbaratının desteklediği 'Plan Blue' adlı gizli bir orduyu ortaya çıkardığını anlatıyor. Bu planın, komünistlerin seçim başarısı sonrası Fransız siyasetini ABD lehine düzenlemeyi amaçladığını belirtiyor.
'Plan Blue'nun, 1949'da kurulan NATO'ya sembolik olarak miras bıraktığı 'rüzgâr gülü' amblemiyle NATO'nun köklerinin ne kadar eskiye dayandığına işaret eden Güller, bu yapılanmanın Truman Doktrini ve Marshall Planı'nın bir ürünü olduğunu vurguluyor. George Kennan'ın talimatıyla kurulan Batı Birliği Gizli Komitesi'nin, NATO kurulunca NATO Güvenlik Dairesi'ne bağlandığını ve 'Gizli Planlama Komitesi' adıyla NATO üyesi ülkelerde gizli yapılanmalar oluşturarak bu ülkeleri ABD'nin siyasi planlarına uygun hale getirdiğini açıklıyor. Bu yapı sayesinde ABD'nin, NATO üyesi ülkeleri ve hükümetlerini denetim altında tuttuğunu savunuyor. Bu durumun, Türkiye'deki siyasi partilerin neden sıklıkla 'daha NATO'cı' olma yarışı içine girdiğini de açıklıyor.
Devlet ve Toplum Arasındaki 'NATO Makası'
Güller, Türkiye'de NATO'culuğun güçlü olmasının asıl nedenini Amerikan derin devletinin Türk devleti içindeki gücüne bağlıyor. Türk toplumu ile devlet ve hükümetlerinin Amerikancılık ve NATO'culuk eğilimleri arasında büyük bir makas olduğunu öne sürüyor. Toplumun ABD ve NATO karşıtlığı arttıkça, devlet ve hükümetlerin daha fazla Amerikancı ve NATO'cu hale geldiğini, bu durumun da 'gizli NATO' yapılanması tarafından sağlandığını iddia ediyor. 1990'larda Avrupa'da açığa çıkan bu yapılanmaların tamamen ortadan kalkmadığını, aksine yeni sürece göre yeniden örgütlendiğini belirtiyor.
NATO'nun 'Sinir Merkezi' Faaliyetleri ve Propaganda Üretimi
NATO'nun sadece askeri bir örgüt olmadığını, aynı zamanda kültürel ve ideolojik bir aygıt olarak sanat, spor, eğitim, sivil toplum ve medya gibi alanlara nüfuz etmeyi hedeflediğini vurguluyor. İngiliz Guardian gazetesinin ortaya çıkardığı gibi, NATO'nun senarist ve yapımcılarla kapalı toplantılar yaparak 'propaganda üretimi'ne giriştiğini aktarıyor. Yazar, NATO ve gizli NATO'nun medya mensupları, ekonomi çevreleri, STK yöneticileri ve siyasetçilerle kurduğu ilişkiler üzerinden 'sinir merkezlerine' girdiğini ve bu sayede ülkeler üzerinde etkili olduğunu belirtiyor. Eski İtalya Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga'nın anlattıklarına atıfta bulunarak, NATO'nun Gladyo gibi yapılanmalarla iktidar belirlemede rol oynadığını hatırlatıyor.
Amerikancılığın Örtüsü Olarak NATO'culuk
Mehmet Ali Güller, NATO'nun sadece bir savunma örgütü olmadığını, aynı zamanda üye ülkelerin siyasetinden ekonomisine, eğitiminden kültürüne kadar her alanını biçimlendiren bir aygıt olduğunu savunuyor. Üye ülkelerin hangi ülkelerle dost veya düşman olacağını, savunma planlarını, silah envanterini ve ordularının yapısını belirlediğini ifade ediyor. Bu nedenle NATO üyeliğinin, egemenliğin bir bölümünün devredilmesi anlamına geldiğini ve ABD'nin çıkarlarını sağlamayı amaçlayan ideolojik ve siyasi bir hegemonya aygıtı olduğunu öne sürüyor.
Türkiye toplumunda ABD ve NATO'ya yönelik sempati düşüklüğüne dikkat çeken Güller, özellikle son yıllarda ABD'nin Türkiye'ye yönelik olumsuz eylemleriyle bu sempatinin daha da azaldığını belirtiyor. Bu durumun, kamuoyunda 'Amerikancı' olarak bilinen kesimleri zor durumda bıraktığını ve bu kişilerin 'Amerikancılık' yerine 'NATO'culuk' yapmaya başladığını, böylece Amerikancılığı örtmeye çalıştıklarını iddia ediyor. Ancak NATO'culuğun da toplum nezdinde giderek tartışmalı hale geldiğini ve bu nedenle 'NATO'da kalarak NATO'dan korunma' ve 'Güney Kıbrıs'ın NATO üyeliğini engelleme' gibi iki yeni argüman geliştirildiğini aktarıyor.
Üyelik Türkiye'nin Elini Bağlıyor
Güller, Türkiye'nin NATO'da kalarak NATO'dan korunması argümanının, tehdidin NATO ülkelerinden geldiği gerçeğini kabul etmek anlamına geldiğini ve bu durumun gizlenemeyecek bir gerçeklik olduğunu belirtiyor. Tehdidin kaynağının emperyalist ABD olduğunu vurgulayarak, NATO'da kalmanın ne tehdidi ortadan kaldırdığını ne de bir savunma sağladığını ifade ediyor. Türkiye'nin NATO üyeliği süresince ABD'nin darbeler yaptığı, silah gösterdiği, ambargo uyguladığı, parasını aldığı uçağa el koyduğu, ulusal silahlanmayı geciktirdiği ve Mavi Vatan stratejisini hedef aldığına dair tarihsel örnekler sıralıyor. Ayrıca ABD'nin Türkiye'yi komşularıyla çevrelemeye çalıştığını ve NATO üyeliğinin bu konuda Türkiye'nin elini kolunu bağladığını savunuyor.
Kağıt Üzerindeki Veto Kararı ve Gerçekler
'Türkiye'nin NATO'da kalarak Güney Kıbrıs'ın üyeliğini engellediği' argümanını da geçersiz kılan Güller, Türkiye'nin geçmişte Yunanistan'ın NATO'ya dönüşü, Rasmussen'in genel sekreterliği, İsrail'in NATO işbirliği, Mısır'ın tatbikatlara katılımı, Avusturya'nın ortaklığı, Baltık ve Polonya Savunma Planı ve İsveç ile Finlandiya'nın NATO üyeliği gibi konularda 'veto kartını' kullandığı iddia edilse de, pratikte bu kararların uygulandığını örnekleriyle ortaya koyuyor. Güney Kıbrıs konusunun da benzer bir durum olduğunu, ABD ve İsrail'in Asya'daki operasyonları için Güney Kıbrıs'ı bir üs olarak kullandığını ve Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeyerek asıl kozunu kaybettiğini belirtiyor.
NATO Türk Demokrasisinin Katili mi?
Yazar, NATO'da kalmayı savunanların daha çok taktiksel kazançlara odaklandığını ancak Türkiye'nin 75 yılda NATO üyeliği ile büyük stratejik kayıplar yaşadığını vurguluyor. NATO'nun demokrasi ve anayasal düzenin teminatı olarak sunulmasına karşın, gerçekte durumun böyle olmadığını ima ederek, NATO'nun Türk demokrasisi üzerindeki olumsuz etkilerine işaret ediyor.



