Son Dakika

Raşid Gannuşi'ye Müebbet Hapis: Tunus'ta Tasfiye İradesi Mi, Adalet Mi?

Tunus'ta Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi'nin müebbet hapis cezasına çarptırılması, ülkedeki siyasi atmosferi ve yargı bağımsızlığını yeniden gündeme getirdi. 84 yaşındaki siyaset adamına verilen ceza, 'tasfiye iradesi' olarak yorumlanırken, adalet süreçleri sorgulanıyor.

Cem R.3 dakika okuma0 görüntülenme
Raşid Gannuşi'nin mahkeme salonundan bir görüntüsü veya Tunus adalet sarayı.
Raşid Gannuşi'nin mahkeme salonundan bir görüntüsü veya Tunus adalet sarayı.
Paylaş:

Tunus'ta Nahda Hareketi lideri ve İslami siyaset düşüncesinin önde gelen isimlerinden Raşid Gannuşi, 3 Haziran 2026'da müebbet artı otuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 84 yaşındaki siyaset adamına verilen bu ağır ceza, hem Tunus'taki siyasi tabloyu hem de yargı süreçlerinin bağımsızlığına dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Cezanın gerekçesi 'terörle mücadele' olarak açıklansa da, Gannuşi'nin siyasi kimliği ve Nahda Hareketi'nin geçmişteki rolü dikkate alındığında, kararın bir 'tasfiye iradesi' olduğu yönünde yorumlar yapılıyor.

Gannuşi'nin cezası, sadece bir siyasi figürün hapsedilmesi olarak görülmüyor. Onun, modern İslami siyaset düşüncesine getirdiği özgün yorumlar ve yıllarca savunduğu 'İslami siyasetin özgürlükle nasıl bir arada durabileceği' sorusu da bu kararla susturulmaya çalışıldığı iddia ediliyor. Sürgün, yasaklar ve zindan gölgesinde teorik ve pratik mücadele veren Gannuşi, 1970'lerden bu yana kaleme aldığı eserlerinde, İslami bir siyasi düzenin meşruiyetinin, devletin İslami semboller taşımasından değil, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini güvence altına almasından geçtiğini savunmuştu. Bu tez, dönemin hem laik hem de İslami ana akımlarına karşı bir duruş sergiliyordu.

Gannuşi'nin Teorisi ve Arap Baharı Deneyimi

Arap Baharı'nın yarattığı değişim rüzgarıyla 2011'de Tunus'ta Nahda Hareketi iktidara geldiğinde, Gannuşi'nin teorik birikimi pratik bir sınava tabi tutuldu. Özellikle 2013 yılında, ülkenin Şükrü Belayd ve Muhammed el-Brahmi suikastlarıyla sarsıldığı gerilimli dönemde, Nahda Hareketi'nin seçimle elde ettiği iktidarı müzakere yoluyla bırakmayı tercih etmesi, İslami hareketlerin iktidarı terk etmeyeceği yönündeki köhne tezi fiilen yıkmıştı. Bu durum, Gannuşi'nin yıllarca savunduğu çoğulculuk ve iktidarı paylaşma prensiplerinin, fiiliyatta da karşılık bulabileceğinin bir göstergesi olarak değerlendirilmişti.

Tunus'ta Yargı Süreci ve Siyasi Atmosfer

Mevcut duruma bakıldığında, Tunus'ta 2021'den bu yana Cumhurbaşkanı Kays Said'in tek adam iktidarını pekiştirdiği, anayasanın askıya alındığı ve parlamentonun feshedildiği bir yönetim biçimi uygulanıyor. Bu süreçte, 'terörle mücadele' ve 'istikrar' söylemleriyle siyasi muhalefetin susturulduğu eleştirileri yapılıyor. Gannuşi'nin davasında, yargılamanın kamuoyuna açıklanmayan kanıtlarla yürütülmesi, otuz beş kişinin aynı davada yargılanması ve mahkûmların çoğunun tutuklu olması gibi unsurlar, bağımsız bir yargı yerine siyasi bir iradeye hizmet eden bir prosedürün işlediği algısını güçlendiriyor. Gannuşi'nin temyiz hakkını, mevcut sisteme ortak olmayacağını belirterek reddetmesi de bu duruma yönelik sert bir tepki olarak yorumlanıyor.

Adalet, Zulüm ve Tarihsel Perspektif

Adaletin sadece doğru hüküm vermekle kalmayıp, aynı zamanda doğru bir süreçten geçmeyi de gerektirdiği vurgulanıyor. Delil, savunma, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi unsurların, adil bir yargılamanın temel taşları olduğu belirtiliyor. Kapalı kapılar ardında, kanıtları açıklanmadan verilen bir müebbet cezasının, hangi gerekçeyle süslenirse süslensin 'zulüm' olduğu ifade ediliyor. Bu zulmün 'güvenlik' veya 'istikrar' adına yapılması, onu meşru kılmayacağı, aksine daha tehlikeli bir kılıfa büründüreceği belirtiliyor.

Tunus'un 2011'de demokratik dönüşümün ve İslami hareketlerin bu sürece katılımının mümkün olduğunu dünyaya gösterdiği, sandığın ve katılımın işleyebilen bir pratik olduğu hatırlatılıyor. Ancak şimdi bu imkânın sistematik olarak söndürüldüğü ve bunun sadece bir parti veya liderin değil, o 'imkânın kendisinin' ortadan kaldırılması anlamına geldiği ifade ediliyor. Bu durumun, sıradan bir siyasi yenilgiden çok daha büyük bir kayıp olduğu belirtiliyor.

Yazıda, Gannuşi'nin günahsızlığının ilan edilmediği, onun da siyasetçi olarak hata yapmış olabileceği ancak hataların müebbetle değil, adil bir yargılamayla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Ortada adil yargılama unsurlarının bulunmadığı durumlarda, bunun bir yargılama değil, bir tasfiye olduğu ve tasfiyeye adalet denemeyeceği belirtiliyor. Tarih boyunca mürekkep ve zindan arasındaki mücadelenin kısa vadede zindanın kazandığı ancak uzun vadede fikirlerin hayatta kaldığı hatırlatılarak, Gannuşi'nin fikirlerinin onu hapsedenn karardan daha uzun yaşayacağı öngörülüyor.

Paylaş: