Son Dakika

Kunduracı göğsü teşhisinde Haller İndeksi kriteri

Çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilen göğüs kafesi çöküklüğü, bazen kalp ve akciğer üzerinde baskı oluşturabiliyor. Uzmanlar tedavi için doğru zamanlamaya dikkat çekiyor.

Can D.1 dakika okuma0 görüntülenme
Göğüs kafesi çöküklüğü teşhis ve tedavi süreçleri
Göğüs kafesi çöküklüğü teşhis ve tedavi süreçleri
Paylaş:

Halk arasında kunduracı göğsü olarak bilinen pektus ekskavatum, çocukluk ve ergenlik çağında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Genellikle estetik bir kaygı olarak algılansa da, göğüs kafesindeki bu çöküklük bazı vakalarda hayati organlar üzerinde baskı oluşturma riski taşıyor. Medipol Sağlık Grubu Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kemal Karapınar, ailelerin bu durumu sadece görsel bir farklılık olarak görmemesi gerektiğini belirtti.

Haller İndeksi ile tedavi kararı

Göğüs kafesindeki çöküklüğün sağlık üzerindeki etkisini belirlemek için özel tanı yöntemleri kullanılıyor. Prof. Dr. Karapınar, göğüs kafesinin yapısını değerlendirmek için Haller İndeksi ölçümünden faydalandıklarını ifade etti. Yapılan değerlendirmelere göre izlenecek yol şu şekilde belirleniyor:

  • Haller İndeksi belirli bir seviyenin altındaysa düzenli takip yeterli olabilir.
  • Haller İndeksi 3.2 değerinin üzerine çıktığında cerrahi müdahale gerekebilir.
  • Çöküklüğün kalbe baskı yaptığı durumlarda cerrahi seçenekler öncelik kazanır.

Ergenlik döneminde cerrahi başarı

Cerrahi tedavinin başarısı için yaş aralığı önemli bir değişken olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Karapınar, 11 ile 18 yaş arasının düzeltme işlemleri için en uygun dönem olduğunu vurguladı. Bu yaş aralığında göğüs kafesinin kıkırdak yapısını koruması, operasyonun başarısını artırırken iyileşme sürecini kolaylaştırıyor. İlerleyen yaşlarda kemik yapısının sertleşmesi müdahale sürecini zorlaştırabiliyor.

Günümüzde açık ameliyatlar yerine Nuss yöntemi adı verilen kapalı cerrahi teknikler tercih ediliyor. Bu yöntemde göğüs kafesinin altına yerleştirilen titanyum bir bar, kemiği zamanla normal pozisyonuna getiriyor. Söz konusu bar, hastanın durumuna göre 2 ila 5 yıl arasında vücutta kalabiliyor ve ardından ikinci bir operasyonla çıkarılıyor.

Paylaş: