Politika

Yenidoğan Çetesi Davası: Birinci Hastanesi'ne 546,5 Milyon Lira Değer Biçildi

Türkiye'yi sarsan 'Yenidoğan Çetesi' soruşturması kapsamında el konulan Beylikdüzü'ndeki Birinci Hastanesi, 546,5 milyon lira bedelle TMSF tarafından satışa çıkarıldı. Adli Tıp Kurumu'nun raporu ise ihmallerle bebek ölümleri arasındaki illiyet bağını güçlendirdi.

Onur B.3 dakika okuma0 görüntülenme
Birinci Hastanesi binası dış cephesi
Birinci Hastanesi binası dış cephesi
Paylaş:

'Yenidoğan Çetesi' soruşturması kapsamında adı geçen ve daha sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulan Beylikdüzü'ndeki Birinci Hastanesi, yaklaşık 546,5 milyon lira muhammen bedelle satışa sunuldu. Hastanenin ticari ve iktisadi bütünlüğü, kapalı zarf ve açık artırma usulleriyle satılacak. İhale ilanına göre, katılım için 54 milyon 650 bin lira teminat şartı aranıyor ve teklifler 28 Temmuz'a kadar kabul edilecek. Açık artırma ise 29 Temmuz'da TMSF'nin İstanbul'daki binasında gerçekleştirilecek.

Yaklaşık iki yıl önce ortaya çıkan ve piyasacı sağlık sisteminin bir sonucu olarak değerlendirilen 'Yenidoğan Çetesi' skandalı, bebeklerin özel hastanelerin yoğun bakımlarına sevk edilerek Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) haksız kazanç elde edildiği ve ihmallerin bebek ölümlerine yol açtığı iddialarını gündeme getirmişti. Bu süreçte adı geçen birçok hastanenin yeterince denetlenmediği ve özel hastane yöneticileri ile patronları hakkında yeterli adım atılmadığı eleştirileri yapılmıştı.

Birinci Hastanesi ve 'Yenidoğan Çetesi' Davası

Özel Birinci Hastanesi, 'Yenidoğan Çetesi' davasının iddianamesinde, örgütün yenidoğan yoğun bakım ünitesini kiralayarak işletmesini devralması ve bu yolla bebek ölümleriyle usulsüz kazanç sağladığı iddialarıyla yer almıştı. Hastane ile ilgili en dikkat çekici trajedilerden biri, Nijerya uyruklu Michelle Nwando Opara adlı bebeğin ölümüydü. Bebeğin, başka bir hastaneden yüksek bir ücret karşılığında sevkle getirildiği ve hastanede ihmal sonucu hayatını kaybettiği iddia edilmişti. Aile, bebeğin ölmeden önce cihazlara bağlı olduğunu ve ihmalden kaynaklandığını savunmuştu.

Soruşturma kapsamında itirafçı olan bir hemşirenin beyanları, hastanedeki usulsüz işleyişi gözler önüne serdi. Hemşire, hasta raporlarının (epikriz) doktorların bilgisi dahilinde kendisi tarafından düzenlendiğini ve bebeklerin durumlarının SGK'dan daha fazla ödeme alabilmek amacıyla sahte raporlarla sisteme işlendiğini ifade etti. Ayrıca, devlet tarafından karşılanan pahalı solunum ilaçlarının bebeklere tam olarak uygulanmadığı, hatta hiç kullanılmadığı ve bu ilaçların dışarıya satılarak haksız kazanç elde edildiği iddiaları da ortaya atıldı.

  • Doktorların bilgisi olmadan hemşirelerce order düzenlenmesi
  • Doktorların günlük hasta viziti yapmaması
  • Epikrizlerin doktor olmayan kişilerce yazılması
  • Grafi ve laboratuvar sonuçlarıyla oynanması
  • Yoğun bakımda yetkisiz kişilerin çalıştırılması

Bu iddialar üzerine Sağlık Bakanlığı hastanenin ruhsatını iptal etti ve yönetimi TMSF kontrolüne geçti. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, hastane yöneticilerinin usulsüzlüklere göz yummak ve organizasyon hatası yapmakla suçlandığı belirtildi.

Adli Tıp Kurumu Raporu Sonuçları

Davanın son duruşmasında, Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talebi üzerine Adli Tıp Kurumu (ATK) Üçüncü Üst Kurulu tarafından hazırlanan rapor mahkemeye sunuldu. Raporda, 10 maktul bebek için yapılan incelemelerde, uygulanan işlemlerin doğruluğu, tıbbi hata olup olmadığı ve sanıkların kusurları değerlendirildi. Rapora göre, Roua Kadan, Ayaz Karaduman, Melek Süleymanoğlu, Michelle Nwando Opara, Halime Alkari, Kerem Muhammet Tokluoğlu ve henüz ismi konulmamış Kaya ailesinin bebekleri özelinde, yapılan ihmallerle bebek ölümleri arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunduğu tespit edildi. Bu bebeklere zamanında ve uygun tanı ile tedavi uygulanması durumunda dahi kurtulmalarının kesin olmadığı belirtildi.

Ancak, Havvanur Karakoç, Öykü Helvacı ve Serdarova bebeklere ilişkin raporlarda daha farklı sonuçlar ortaya kondu. Bu bebekler özelinde, zamanında ve uygun tanı, tedavi ve bakımın sağlanmamış olmasının ölümle illiyet bağı oluşturduğu ve gerekli müdahalelerin yapılmış olması halinde kurtulma ihtimallerinin daha yüksek olduğu vurgulandı. Raporlar, ilgili doktorlar ve hemşirelerin tıbbi uygulama hataları ve ihmallerini de sıraladı.

Tüm bu bulgular ışığında, 'Yenidoğan Çetesi' davasında yargılanan sanıklar hakkında, bebek ölümleri ve usulsüzlükler nedeniyle ağır hapis cezaları talep ediliyor. Davanın ana sanıklarından doktor Fırat Sarı ve İlker Gönen hakkında, 10 bebeğin ölümü ve diğer suçlar nedeniyle toplamda yüzlerce yıl hapis cezası isteniyor. Davanın sanıklarından İlker Gönen, daha önce cezaevinde intihar etmişti.

Paylaş: