Yanlış Trenler, Doğru İstasyonlar: Hayatın Karmaşık Yolculuğu
Theodor Adorno'nun 'Yanlış hayat, doğru yaşanmaz' sözünden yola çıkarak, hayatın karmaşık yolculuğunda doğru istasyonu bulma çabasını ve yanlış trenlerde kalmanın bedelini inceliyoruz. Hindistan yapımı 'Sefer Tası' filmi üzerinden bir analiz.

Hayat, bazen içinde bulunduğumuz trenin yanlış olduğunu fark ettiğimiz ama yine de içinde kalmaya devam ettiğimiz bir yolculuk gibidir. Theodor Adorno'nun ünlü sözü, 'Yanlış hayat, doğru yaşanmaz', bu durumu çarpıcı bir şekilde özetler. Bu söz, içinde yaşanılan dönemin, atmosferin ve koşulların düşünceleri ve yaşam biçimlerini nasıl şekillendirdiğini de gözler önüne serer. Adorno'nun 'Minima Moralia' kitabındaki 'Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar' alt başlığıyla yayımlanan aforizmaları, geç kapitalizmin yarattığı enkazı ve bu enkazda savrulan insan yaşamlarını tarif eder.
Christopher Caudwell gibi genç yaşta hayata veda etmiş düşünürlerin, 'Duygular, düşünceye dönüşmemiş dürtülerdir' şeklindeki derin gözlemleri, biyoloji ile insan varoluşu arasındaki bağı kurar. Ancak duygular ve düşünceler, içinde bulunduğumuz atmosferden bağımsız değildir. Farklı bir dönemde yaşasaydı Adorno'nun da farklı şeyler söyleyebileceği ihtimali, bu bağlamın önemini vurgular. İnsanlığın cüretinden, sınıflar mücadelesindeki büyük başarılarından pay almak, toplumsal zihnin diri, yaratıcı ve umut vaat eden kalmasını sağlar. Aksi takdirde, geriye sakatlanma, çürüme ve yozlaşma hali kalır.
Nevzat Evrim Önal'ın 'soL' gazetesindeki yazısında bahsettiği, 'kuşak olamamış bir nesil' olma durumu, bu çürütücü dönemin girdabında kaybolan bir kuşağın hikayesidir. İnsanlık tarihindeki bir yenilgiye denk gelmiş, yönünü bulamamış ve sadece bir 'nesil' olarak kalmışlardır. Bu kötürümlük içinde insanlar, siyasette, sanatta ve hayatta insani olan birkaç işarete tutunmaya çalışır.
Bu karmaşık yolculukta bize ilham verebilecek bir örnek, Hindistanlı yönetmen Ritesh Batra'nın 2013 yapımı 'Sefer Tası' (The Lunchbox) filmi. Film, yanlış bir trenin bile doğru istasyona götürebileceği fikrini zarif bir dille anlatır. Bombay'da yaşayan İla, eşinin ilgisizliğini gidermek için özenle hazırladığı yemekleri eşine gönderir. Ancak bir yanlışlık sonucu yemekler, emekliliğini bekleyen Saajan'a ulaşmaya başlar. Bu yanlışlık, birbirini hiç görmeyen iki insan arasında küçük notlar ve mektuplarla kurulan derin bir bağa dönüşür.
Filmin merkezinde yer alan 'Dabbawala' sistemi, Bombay'ın yoğun işçi sınıfının öğle yemeklerini taşıyan inanılmaz bir lojistik ağdır. Her gün 130 bin sefer tasının taşındığı bu sistem, milyonlarca hikayeyi barındırır. Yönetmen Batra da bu hikayelerden birini seçerek, 'Yanlış tren doğru istasyona götürür mü?' sorusunu sorar. Filmdeki İla'nın özverili sevgisi yanlışlıkla doğru insana ulaşır. Ancak 'doğru insan' ve 'doğru hayat' kavramları üzerine düşünmek gerekir.
Doğru hayat, kurulmayı, bulunmayı ve inşa edilmeyi bekleyen bir süreçtir. Emek, mücadele ve yeniden deneme gerektirir. Enkaz haline gelmeyi değil, dönüştürücü bir süreci hak eder. Ancak yanlış trende kalmak, zorluk çıkarmadığı izlenimiyle cazip gelebilir. Toplumlar için de bireyler için olduğu gibi, Türkiye ve dünya uzunca bir süre daha bu yanlış trende kalmakta ısrar edebilir. Onca işarete ve sallantıya rağmen, yanlış tren bireyler ve toplumlar için cazip olmaya devam eder.
Adorno'nun sözüne film üzerinden ek yapmak gerekirse: 'Yanlış bir hayat katarı sizi doğru bir istasyona ancak ve ancak bedelini ödemeyi göze alırsanız ve yeterince öderseniz çıkarabilir.' Bu bedel, öncelikle o trenden inmeyi gerektirir. Yanlış trenin varacağı tek yer, yanlış trende olduğunuz gerçeğidir. Doğru istasyon, o trenden en baştan vazgeçmeyi, hiç binmemeyi ya da bindiğinizi fark ettiğiniz anda inmeyi gerektirir. Saajan'ın yaptığı gibi: Hiç binmemek ya da bindiğini anladığı anda inmek.
Ancak inmek yetmez. İndikten sonra uzun, yorucu, zahmetli ve sancılı ama bir o kadar da dönüştürücü bir yolculuk başlar. Yaşamak için bu mücadeleyi vermek gerekir. Sonunda doğru istasyona varılır mı bilinmez, ancak hayatla kurulan bağ daha farklı bir yerden olacaktır: Görmüş, geçirmiş, biraz daha anlamış ve daha kararlı bir bağ.
Sonuç olarak, yanlış tren sizi doğru istasyona götürmez. İnmek gerekir. Ve evet, yanlış hayat da doğru yaşanmaz.



