Ursula K. Le Guin'in 'Mülksüzler' Romanı ve Küba Ablukası: Yoksulluğun Dayanışmayla Aşılması
Ursula K. Le Guin'in distopik romanı 'Mülksüzler', yoksulluk ve dayanışma temaları üzerinden ABD'nin Küba'ya uyguladığı ambargonun etkilerini ve halkın direncini anlamak için güçlü bir metafor sunuyor.

Ursula K. Le Guin'in 1974 tarihli başyapıtı 'Mülksüzler', sadece bilimkurgu edebiyatının sınırlarını aşmakla kalmayıp, günümüz siyaset felsefesi tartışmalarında da önemli bir referans noktası haline geldi. Roman, 'mülksüzleşme' kavramı üzerinden kurguladığı evrenle, toplumsal tahayyüllerin tıkandığı her dönemde soyutlama gücünden faydalanmamızı sağlıyor. Bu yazı, Le Guin'in zenginlik-yoksulluk diyalektiğini bir izlek olarak takip ederek, 'Mülksüzler' romanı aracılığıyla güncel siyasi konjonktürü yeniden anlamayı amaçlıyor.
Mülkiyetin Dünyası, Dayanışmanın Gezegeni
Roman, birbirinden tamamen zıt iki toplumsal düzenin hakim olduğu iki farklı gezegen üzerine kuruludur: Kapitalist işleyişin hüküm sürdüğü Urras ve yaklaşık bir buçuk asır önce Urras'tan göç eden devrimcilerin (Odocuların) kurduğu sınıfsız bir toplum olan Anarres. Romanın ana eksenini, Anarresli devrimci Shevek'in, yıllar süren yalıtılmışlığı kırarak Urras'a yaptığı yolculuk oluşturur.
Anarres, eşitlikçi değerler üzerine kurulu bir komünist toplum idealini temsil ederken, Urras zenginlik ve bolluğun merkezi olarak resmedilir. Urras'ın doğası insan yaşamı için elverişli, yeraltı kaynakları boldur. Buna karşılık Anarres'in doğası çorak, canlı çeşitliliği zayıf ve toprağı verimsizdir. Bu durum, Anarres halkının en büyük felaketlerinden biri olan gıda kıtlığına yol açar.
Tecrit ve Yoksulluk Metaforu
Le Guin'in, sınıfsız bir toplumsal yaşamın sürdüğü Anarres'i yalıtılmış ve çorak topraklara hapsedilmiş halde tasvir etmesinin altında tarihsel bir neden yatar. Buradaki kuraklık ve zorlu yaşam koşulları, reel sosyalizme ve sosyalist devrimlere emperyalist ülkelerce uygulanan tecride bir metafor olarak kullanılır. Bolşevik Devrimi sonrası iç savaşta yeni sosyalist ülkenin ticaret yollarına yönelik emperyalist saldırılar veya ABD'nin yıllardır Küba halkını boğmak için uyguladığı ablukalar bu duruma somut örnekler olarak gösterilebilir.
Bu bağlamda şu soru önem kazanır: Bir toplumu yalıtmak ve yoksulluğa hapsetmek, o toplumun sonunu getirmek için yeterli midir? Le Guin, bu sorunun cevabını Shevek'in yaşadığı aydınlanmayla verir.
Shevek, Urras'a kendi toplumundaki aksaklıkların çözümünü bulma umuduyla gelir. Ancak kısa sürede Urras'ın parlak görüntüsünün ardındaki gerçekliği keşfeder. Gezegenin işçi sınıfı grevler ve isyanlarla mücadele ederken, Urras'taki bolluğun halkın tamamı için erişilebilir olmadığı anlaşılır. Zenginliğe, gıdaya, konuta veya ilaçlara ulaşım, bu zenginliği yaratanlar için bile imkansızdır. Roman, Urras'taki bitmek bilmez sınır savaşlarının da bu sömürü çarkını koruma işlevi gördüğünü ortaya koyar.
Shevek aracılığıyla okurlar, başlangıçta zenginlik olarak algılanan şeyin, büyük bir yoksulluk biriktirerek üretildiğini ve yalnızca imtiyazlı bir kesim tarafından paylaşıldığını anlar. Anarres'teki toplumsal yaşamın detayları ise yokluğun mahkum olunan değil, toplumun tamamı tarafından paylaşılan bir olgu olduğunu gösterir. Çetin doğa koşullarıyla mücadele etmenin yolu, başka bir zenginlik türü olan dayanışmayı üretir. En büyük yoksulluk ise herkesin birbirine rakip olarak yetiştirildiği, kimseye güvenilemeyen sistemlerde ortaya çıkar.
Boş Ellerle Direniş
Bu çıkarımı güncel bir mesele üzerinden sınamak gerekirse, 'toplum' öznesini Küba, onu abluka altına alan güçleri ise ABD olarak düşünebiliriz. Yıllardır süren ABD ablukası, Küba halkını sosyalizmden vazgeçirebilir mi? Romanın fısıldadığı yanıt nettir: Bir toplumu maddi yoksulluğa hapsetmek yıkıcı olsa da, o toplum kendi emeğine ve birbirine yabancılaşmadığı sürece, dayanışmayla yokluğu göğüsleyebildiği sürece teslim alınamaz. Romanın devrimcileri gibi, Küba halkının da 'boş ellerinden ve birbirlerinden başka hiçbir şeyleri yoktur' ve bu yüzden kimse tarafından satın alınamazlar.
Küba halkı, elektrik, ilaç veya temel tüketim maddelerine erişim konusunda abluka altında büyük bedeller ödemektedir. Ancak ideolojik bilinçleri, bunun bir varlık-yokluk mücadelesi değil, bir sınıf savaşı olduğunu onlara unutturmaz. Sosyalizmin yenilgiye uğraması durumunda bunun kapitalist anlamda bir varlığa ulaşmak anlamına gelmeyeceğinin farkındadırlar. Tarihsel hafızaları, devrim öncesinde emperyalizme nasıl parya olup sömürüldüklerini hatırlatır.
Küba halkının direnişi kaybedilirse, bunun nedeni emperyalizmin 'varlığının' eksikliği değil, ABD'nin Küba halkını fiziksel olarak katletme ve soykırıma uğratma barbarlığını eyleme dökmesiyle mümkün olabilir. Bu durum, insanlık için varlığın kaybı, yokluğun ve yoksulluğun kazanması anlamına gelir.
Sanatın Arka Kapısı
Le Guin'in 'Mülksüzler' romanı, gündelik siyasetin karmaşasından sıyrılıp güncel ve toplumsal meselelere sanatın penceresinden bakmanın, zihni ve anti-kapitalist bilinci tazeleyebileceğini gösteriyor. Roman, edebiyatın, karmaşık siyasi ve toplumsal olguları anlamak için sunduğu 'arka kapı'nın önemini vurguluyor.



