Kolombiya'da Aşırı Sağ Seçim Zaferi: Latin Amerika'da Yeni Sağ Dalga
Kolombiya'da devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunda aşırı sağcı Abelardo De La Espriella'nın zaferi, Latin Amerika'da yükselen güvenlik ve suçla mücadele söylemli sağ dalganın yeni bir işareti olarak görülüyor. Bu sonuç, ülkeyi Petro sonrası dönemde ABD etkisi ve Bukele modeli gibi dinamiklerin kesiştiği yeni bir politik hatta sokuyor.

Kolombiya'da devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunda aşırı sağcı aday Abelardo De La Espriella, solcu rakibi Iván Cepeda karşısında zafer ilan etti. İlk sonuçlara göre oyların yaklaşık yüzde 49,7'sini alan De La Espriella, Gustavo Petro hükümetinin politikalarını sürdürme vaadiyle yarışan Cepeda'yı yüzde 48,7 oy oranıyla geride bıraktı. Cepeda cephesinin sandık sonuçlarına itiraz etmesiyle farkın dar olduğu seçim, Latin Amerika'daki sağ eğilimlerin güçlenmesinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
De La Espriella'nın seçim kampanyası, 'suçla sert mücadele', gerilla ve suç örgütleriyle barış görüşmelerinin sonlandırılması, devletin küçültülmesi, petrol ve gaz yatırımlarının artırılması ve ABD ile daha yakın ilişkiler kurulması üzerine kuruldu. Bu söylem, Kolombiya'nın ilk solcu devlet başkanı Gustavo Petro'nun 'toplam barış' politikasına yönelik eleştirilerle paralel bir çizgi izledi. Petro hükümeti, ekonomik durgunluk, artan şiddet ve uyuşturucu ticareti gibi sorunlar üzerinden sağın hedefi haline gelmişti.
Latin Amerika'da Sağın Yükselişi ve Güvenlik Söylemi
Kolombiya'daki seçim sonuçları, yalnızca yerel bir tepkinin değil, bölge genelindeki bir eğilimin yansıması olarak görülüyor. Şili, Arjantin, Kosta Rika, Ekvador ve Bolivya gibi ülkelerde de son devlet başkanlığı seçimlerinde sağcı adaylar öne çıktı. Peru'da ise muhafazakâr bir adayın yarışı kazanması bekleniyor. Bu ülkelerde zayıf ekonomi, artan suç oranları, uyuşturucu ticareti ve göç gibi konular, sağ partilerin ana propaganda alanlarını oluşturuyor. Bu yükselen sağ dalganın ortak dili, 'düzen', 'güvenlik' ve 'devleti suçlulara karşı geri alma' iddiası olarak öne çıkıyor. Ancak bu söylem, bölgedeki militarizasyon, paramiliter yapılar ve ABD destekli uyuşturucu savaşı politikalarının yeniden gündeme gelmesi riskini taşıyor.
'Bukele Modeli' ve Kolombiya'nın Karmaşık Yapısı
El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele'nin çete şiddetine karşı uyguladığı olağanüstü hal rejimi, Latin Amerika'daki sağcı liderler için önemli bir referans noktası haline geldi. Kitlesel tutuklamalar, devasa hapishaneler ve yargı süreçlerinin hızlandırılmasıyla uygulanan bu model, suç oranlarındaki düşüş iddiasıyla tanıtılıyor. Ancak bu süreç, keyfi tutuklamalar, işkence iddiaları ve demokratik hakların kısıtlanması gibi ciddi eleştirileri de beraberinde getiriyor.
De La Espriella'nın seçim kampanyasında da benzer bir 'demir yumruk' politikası vurgusu yapıldı. Ancak Kolombiya'nın sosyo-politik yapısı, El Salvador'dan daha karmaşık bir tablo sunuyor. Ülkede şehir çetelerinin yanı sıra paramiliter gruplar, uyuşturucu kartelleri, yasadışı madencilik faaliyetleri ve kırsal bölgelerde devletin sınırlı varlığı gibi pek çok unsur iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle 'Bukele modeli'nin Kolombiya'ya uyarlanması, mevcut silahlı çatışma dinamiklerini yeniden alevlendirme potansiyeli taşıyor.
ABD Etkisi ve Yeni Sağın Politikaları
Kolombiya seçimlerinde ABD'nin etkisi de gözlemlendi. Donald Trump, De La Espriella'ya destek verdiğini açıklayarak seçimin Kolombiya-ABD ilişkileri açısından önemini vurguladı. Trump yönetimi, bölgedeki sağcı liderlerle iş birliği yaparak uyuşturucu kaçakçılığına karşı 'Amerika Kalkanı' adı altında bir askeri-siyasi hat oluşturmayı hedefliyordu.
Bu durum, 2000'lerdeki 'pembe dalga'nın ardından Latin Amerika'da sağın yeni bir biçim aldığını gösteriyor. Yeni sağ, geleneksel neoliberal ekonomik politikaları, güvenlik odaklı yaklaşımlarla birleştiriyor. Bu modelde devlet, sosyal alanlarda küçültülürken, polis, ordu, sınır güvenliği ve hapishane sistemleri gibi alanlar genişletiliyor.
Solun Daralan Alanı ve Petro Hükümetinin Zorlukları
Kolombiya'da Gustavo Petro hükümeti, emeklilik ve emek reformları, sosyal destek programları, petrol projelerine sınırlamalar getirme ve silahlı gruplarla müzakere gibi vaatlerle iktidara gelmişti. Ancak hükümet, Kongre'deki tıkanıklıklar, ekonomik zorluklar, güvenlik sorunlarının artması ve barış görüşmelerinden beklenen sonuçların alınamaması gibi nedenlerle politik alanını daraltmak durumunda kaldı.
Iván Cepeda'nın kampanyası, Petro'nun politik çizgisini devam ettirme amacı taşırken, sağ tarafından 'suç örgütleriyle yakınlık' gibi suçlamalarla hedef alındı. De La Espriella'nın geçmişte sağcı paramiliter yapılarla bağlantılı isimlerin avukatlığını yapmış olması ise kampanyanın en çok tartışılan konularından biri oldu.



