Rusya Buz Hokeyi Şampiyonası'nda Yok: Batı'nın Çifte Standardı Yine Gündemde
Uluslararası Buz Hokeyi Federasyonu'nun (IIHF), Rusya'yı 2027 Dünya Şampiyonası'na dahil etmemesi, spor alanındaki siyasi yaptırımların sürdüğünü gösterdi. Karar, İsrail'e uygulanan farklı muamele nedeniyle Batı'nın çifte standardını yeniden gündeme getirdi.

Uluslararası Buz Hokeyi Federasyonu (IIHF), Ukrayna'daki savaş nedeniyle 2022'den bu yana uyguladığı Rusya'ya yönelik spor ambargosunu kaldırmasına rağmen, ülkeyi 2027 Erkekler Dünya Şampiyonası'na dahil etmedi. Bu karar, spor dünyasında siyasi yaptırımların devam ettiğini ve Batı'nın çifte standart uyguladığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
IIHF, 2027 Dünya Şampiyonası katılımcı listesini açıklarken Rusya'nın adının listede yer almaması dikkat çekti. Rusya, Ukrayna'daki savaşın başlamasının ardından 2022'den itibaren IIHF organizasyonlarından men edilmişti. Federasyon Konseyi, bu yılın ocak ayında Rusya'nın organizasyonlara katılımını değerlendirmiş ancak 'güvenlik' gerekçesiyle yasağın devamına karar vermişti. Rusya Buz Hokeyi Federasyonu'nun itirazı üzerine IIHF Disiplin Kurulu bu kararı iptal etse de, IIHF, bu iptalin Rusya'nın otomatik olarak turnuvalara döneceği anlamına gelmediğini, her etkinliğin ayrı ayrı değerlendirileceğini belirtmişti.
2027 Dünya Şampiyonası, 14-30 Mayıs tarihleri arasında Almanya'da düzenlenecek. Turnuvada Ukrayna da yer alacak ve 2007'den bu yana ilk kez şampiyonada mücadele edecek. Rusya, Sovyetler Birliği dönemindeki başarılarıyla birlikte toplamda 27 kez dünya şampiyonu olmuş ve son şampiyonluğunu 2014'te kazanmıştı.
Batı'nın Spor Alanındaki Siyasi Tutumu Eleştiriliyor
Rusya'ya uygulanan spor ambargosunun sürdürülmesi, Batı'nın Ukrayna savaşı üzerinden geliştirdiği Rusya karşıtı politikaların yalnızca diplomasi ve ekonomiyle sınırlı kalmadığını, kültür ve spor alanlarını da kapsadığını gösteriyor. 2022'den bu yana Rus sporcular, sanatçılar ve kültürel kurumlar çeşitli alanlarda kolektif dışlamaya maruz kaldı.
Bu durum, İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü operasyonlar karşısında Batılı kurumların sergilediği tutumla karşılaştırılıyor. Uluslararası Adalet Divanı'nda soykırım davasına konu olan ve İsrail aleyhine geçici tedbir kararları alınan Gazze'deki saldırılara rağmen, İsrailli spor federasyonlarının uluslararası organizasyonlardan Rusya'ya uygulanan düzeyde bir dışlanmayla karşılaşmaması dikkat çekiyor. Bu durum, Batılı spor kurumlarının 'güvenlik' ve 'etik' gibi gerekçeleri seçici bir şekilde kullandığı eleştirilerine yol açıyor.
Ukrayna'daki savaşın, Rusya'ya karşı kültürel ve sportif bir tasfiye aracı olarak kullanıldığı, buna karşın Gazze'deki durumun İsrail'in uluslararası spor sahnesindeki konumunu aynı ölçüde etkilemediği yorumları yapılıyor. Bu çifte standart, sporun 'siyaset dışı' olduğu iddiasını zedeliyor ve Batı merkezli kurumların, Rusya söz konusu olduğunda sporu yaptırım aracı olarak kullanırken, İsrail söz konusu olduğunda aynı ilkeleri uygulamaktan kaçındığını ortaya koyuyor.



