Operasyonlar ve Gözaltılar: Zekeriya Öz'den Akın Gürlek'e Uzanan Yollar
Türkiye'de yargı sisteminde yaşanan değişimler, özellikle son yıllarda artan operasyonlar ve gözaltı süreçleri, kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Fethullahçı terör örgütüyle mücadele adı altında başlayan süreçlerin, zamanla farklı isimler ve yöntemlerle devam ettiği öne sürülüyor.

Türkiye'de yargı sisteminin işleyişi, özellikle operasyonlar ve gözaltı süreçleri üzerinden sıkça gündeme geliyor. Kişilerin gözaltına alınmadan önce yandaş medya aracılığıyla hedef gösterilmesi, özel yazışmalarının servis edilmesi ve suçlamaların iddianameler ortaya çıkmadan karara bağlanması gibi yöntemler, kamuoyunda tepki çekiyor. Bu durum, geçmişte Fethullahçı yapılanmanın yargıya sızdığı dönemlerdeki uygulamaları akıllara getiriyor.
Fethullahçı Yapılanmanın Yargıdaki İzleri
AKP'nin iktidara geldiği ilk yıllarda, Fethullahçı yapılanma ile kurulan iş birliği, yargı üzerinde önemli bir etki yarattı. Dönemin savcılarından Zekeriya Öz, bu süreçte sembol isimlerden biri olarak öne çıktı. Özellikle Ümraniye'de bulunan el bombaları soruşturması gibi sembolik davalarla binlerce kişi hakkında işlem yapıldı. Bu operasyonların temel amacının, hedef gösterme ve itibarsızlaştırma olduğu, medya aracılığıyla algı operasyonları yürütüldüğü iddia ediliyor. O dönemde sahte deliller üretildiği ve bu yolla Cumhuriyet'in kurumlarına darbeci yaftası vurulduğu belirtiliyor.
Cengiz Çandar'ın bir yazısına atıfta bulunularak, o dönemde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yapılan bir sohbet sırasında, Hrant Dink cinayeti sonrası yaşanan güvenlik kaygıları ve 22 Temmuz seçimlerinin gerçekleşmesi konusundaki endişeler dile getirilirken, Gül'ün Ümraniye'deki soruşturmaya atıfta bulunarak şaşkınlık yaşadığı aktarılıyor. Bu anekdot, soruşturmaların siyasi bir zeminde yürütüldüğüne dair iddiaları güçlendiriyor.
Akın Gürlek ve Yeni Yargısal Yöntemler
15 Temmuz darbe girişimi sonrası Fethullahçı yapılanmanın tasfiyesi süreci hızlanırken, yargıdaki benzer yöntemlerin farklı isimler üzerinden devam ettiği öne sürülüyor. Bu isimlerden biri de CHP lideri Özgür Özel'in “seyyar giyotin” ve “Yeni Zekeriya Öz” olarak tanımladığı Adalet Bakan Yardımcısı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek.
Gürlek'in kariyerindeki yükseliş, özellikle Selahattin Demirtaş, Canan Kaftancıoğlu, Can Dündar gibi isimlerin yargılandığı davalarda aldığı kararlarla dikkat çekti. Adalet Bakan Yardımcılığı görevine yükselmesinin ardından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanmasıyla birlikte İBB ve diğer CHP'li belediyelere yönelik operasyonların merkezinde yer aldığı belirtiliyor. Bu durum, yargının siyasi iktidarın bir operasyon aygıtı olarak kullanıldığı eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Özgür Özel'in açıklamaları, savcılara yönelik yapılan mülakatlarda, belirli siyasetçileri tutuklama talimatları verilip verilmeyeceğinin sorulduğunu iddia ediyor. Bu iddialar, yargı atamalarının ve görevlendirmelerinin siyasi motivasyonlarla yapıldığına işaret ediyor.
Operasyonel Yöntemler ve İtibarsızlaştırma
Akın Gürlek'in ismi, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) operasyonuyla anılıyor. 4 bin sayfalık iddianamenin açıklanacağı gün bir basın toplantısı düzenlenmesi ve iddianamenin henüz mahkeme tarafından kabul edilmeden basına servis edilmesi, alışılmadık yöntemler olarak değerlendiriliyor. Benzer şekilde, futbol bahis operasyonları da bir basın toplantısı ile duyuruldu. Bu durum, savcıların hazırladığı iddianamelerin, henüz kesinleşmemiş bir yargı kararı gibi sunulmasına yol açıyor.
Sanatçı Haluk Levent'in Gürlek'i, kendisini suçlayan kişiyle görüştüğü ve cep telefonu bilgilerinin yandaş gazetecilere servis edildiği yönündeki suçlamaları da dikkat çekici. Bu tür suçlamalar, devletin mahremiyetini ve güvenliğini zedelediği yönündeki endişeleri artırıyor.
Son dönemde yapılan operasyonlarda, gözaltına alınan kişilerin özel yazışmalarının ve kişisel bilgilerinin hızla yandaş medyaya servis edilmesi, masumiyet karinesini zedelediği ve kişileri daha gözaltındayken itibarsızlaştırma amacı taşıdığı eleştirileri yapılıyor. İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet'in WhatsApp yazışmalarının servis edilmesi, birçok ünlünün uyuşturucu iddialarıyla gözaltına alınıp ardından testlerinin negatif çıkması gibi olaylar, bu yöntemlerin yaygınlaştığını gösteriyor.
Bu operasyonel yöntemlerin, Ergenekon ve Balyoz gibi geçmişteki davalarda Fethullahçı yapılanmanın kullandığı taktiklere benzediği vurgulanıyor. Hedef alınan kişilerin AKP karşıtı olması ve bu durumun “bakın işte bunların hepsi böyle” mesajı vermek için kullanıldığı belirtiliyor. Bu süreçte, kişilerin suçlu olup olmamasının ikincil plana atıldığı iddia ediliyor.
Son Dönem Operasyonları ve Asıl Hedef
Son dönemde Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'a yönelik yapılan operasyon da benzer eleştirilere neden oldu. Otele yapılan baskın ve belediye çalışanı bir kadının görüntüleriyle birlikte basına servis edilmesi, kişinin hızla itibarsızlaştırılması amacını taşıdığı şeklinde yorumlandı. Bu tür operasyonların, kişilerin savunma hakkını kısıtladığı ve yargılamadan önce hüküm kurulmasına yol açtığı belirtiliyor.
Bu gelişmeler ışığında, Türkiye'de yargı sisteminde yaşanan dönüşümün, geçmişteki uygulamaları aratmayan yöntemlerle devam ettiği ve asıl amacın siyasi muhalifleri sindirmek olduğu yönündeki endişeler dile getiriliyor.



