Maltepe Üniversitesi'nde 16 Akademisyen İşten Çıkarıldı: Güvencesiz Çalışma Koşulları Gözler Önüne Serildi
Maltepe Üniversitesi'nde 16 akademisyenin işine son verilmesi, vakıf üniversitelerindeki güvencesiz çalışma koşullarını ve yönetimsel sorunları gündeme getirdi. İşten çıkarılan bir akademisyen, kriz bahanesiyle yapılan işten çıkarmaların ardından yeniden personel alındığını belirtti.

Maltepe Üniversitesi'nde, biri profesör olmak üzere toplam 16 akademisyenin işine son verildi. Çalıştıkları sırada telefonla aranarak işten çıkarıldıklarını belirten akademisyenler, son üç yıldır sürekli işten atılma tehdidi altında çalıştıklarını ifade etti. Üniversite yönetiminin, ekonomik kriz gerekçesiyle işten çıkarmalar yapıp ardından yeniden personel alması dikkat çekti. Eski AKP milletvekili Edibe Sözen'in rektörlük koltuğunda oturduğu üniversitede yaşanan bu durum, akademik dünyadaki güvencesiz çalışma koşullarını bir kez daha gündeme taşıdı.
Üniversitede Akademisyen Kıyımı ve Kötü Yönetim İddiaları
BirGün gazetesinden Ahin Aslan'ın haberine göre, Temmuz ayında Maltepe Üniversitesi'nde asistanından profesörüne kadar birçok akademisyenin işine son verildi. Hukuk Fakültesi'nden bir profesör ve üç araştırma görevlisinin yanı sıra, Güzel Sanatlar Fakültesi'nden üç, Felsefe Bölümü'nden bir ve Eğitim Fakültesi'nden beş kişinin de işten çıkarıldığı belirtildi. İsminin açıklanmasını istemeyen bir akademisyen, bu durumun üniversitenin kötü yönetilmesinin bir sonucu olduğunu savundu. Akademisyen, üniversitenin akşamları karanlığa gömüldüğünü, hukuk fakültesi çatısının akıttığını, ısıtma sistemlerinin yetersiz olduğunu ve bilgisayarların eski olduğunu dile getirdi. Ayrıca, kütüphanenin dahi kışın soğuk, yazın sıcak olduğunu ve prizlerin sürekli bozulduğunu ekledi. Bu sorunların, yönetimin üniversiteye yatırım yapmak istememesinden kaynaklandığını savundu.
Akademisyen, bu durumun sadece Maltepe'ye özgü olmadığını belirterek, üniversitelerin dersane mantığıyla yönetildiğini ve bu durumun öğrencilerin de ilgisini azalttığını söyledi. Kendi yarattıkları mali kriz gerekçesiyle işten çıkarmalar yapıldığını ve bu bedelin kuruma emek verenlere ödettirildiğini vurguladı.
Yönetimin Hukuki Güvenceleri Yok Saydığı İddiası
Üniversitenin demokratik bir yer olması gerektiğini ancak tüm gücün merkezde toplandığını belirten akademisyen, dekanların ve rektörün patronun sekreteryası haline geldiğini iddia etti. Öğrenci sayısındaki azalmanın bu yönetimin bir sonucu olduğunu ve faturasının da çalışanlara kesildiğini ifade etti. Akademisyen, özel üniversitelerin aslında kamu kurumu niteliğinde olduğunu, kâr amacı gütmemeleri gerektiğini ve gelirlerini yine vakıf için harcamak zorunda olduklarını hatırlattı. Ancak Türkiye'deki genel yönetim anlayışına paralel olarak üniversitelerin de plansız ve öngörüsüz yönetildiğini savundu. Maaşların eksik veya geç yatırılması gibi sorunların yanı sıra, yeni yıl zamlarının zamanında yapılmadığını ve akademik-idari personelin sosyal haklarının zamanla budandığını belirtti. Örneğin, üniversite hastanesindeki sağlık sigortası indiriminin önce kaldırıldığını, ardından yüzde 10'a düşürüldüğünü ve personel çocuklarına verilen eğitim bursunun da yüzde 10'a indirildiğini aktardı.
Üniversitenin ekonomik darboğaz gerekçesini inandırıcı bulmadığını belirten akademisyen, hukuk fakültelerinin uzun yıllar kârı yüksek bölümler olduğunu ve devletin eğitimden çekilerek bu alanları müteahhitlere peşkeş çektiğini savundu. Bu durumun diplomanın ve mesleğin değerini düşürdüğünü ifade etti. İşten çıkarmaların gerekçesi olarak gösterilen mali sıkıntıların aksine, üniversitenin yeni personel alımları yaptığını örneklerle açıkladı. Örneğin, üç araştırma görevlisi işten çıkarıldıktan üç ay sonra yeniden personel alındığını ve hatta bir öğretim üyesi daha ilana çıkarıldığını belirtti. Bu durumun yönetimin sunduğu gerekçenin inandırıcılığını zedelediğini söyledi. Son olarak, vakıf üniversitelerindeki akademisyen-üniversite ilişkisinin idari sözleşme niteliğinde olduğunu ve yönetimlerin hukuki güvenceleri fiilen yok saydığını iddia etti. Haklı bir neden veya disiplin soruşturması olmadan işten çıkarılmanın hukuka aykırı olduğunu vurgulayan akademisyen, okul yönetiminin 'istediğimi atarım, istediğimi alırım' mantığıyla hareket ettiğini ve YÖK'ün de bu duruma müdahale etmediğini savundu.



