Dış Politika

Norman Finkelstein'dan Sağa İsrail Eleştirisi Uyarısı: 'Düşmanımın Düşmanı Dostumdur Demeyin'

Yahudi aydın Norman Finkelstein, ABD'de artan sağcı İsrail karşıtlığına dikkat çekerek, bu kesimlerin Filistin davasına yaklaşımlarının samimi olmadığını ve solun 'düşmanımın düşmanı dostumdur' tuzağına düşmemesi gerektiğini belirtti.

Aslı T.4 dakika okuma0 görüntülenme
Norman Finkelstein, ABD'de artan sağcı İsrail karşıtlığına dikkat çekiyor.
Norman Finkelstein, ABD'de artan sağcı İsrail karşıtlığına dikkat çekiyor.
Paylaş:

ABD'de İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarına karşı artan tepkiler, bu eleştirileri benimseyen sağcı çevrelerin popülerliğini de beraberinde getirdi. Özellikle YouTube gibi platformlarda öne çıkan bazı sağcı figürlerin İsrail aleyhindeki söylemleri, bazı kesimlerce memnuniyetle karşılansa da, tanınmış Yahudi aydın ve siyaset bilimci Norman Finkelstein'den bu duruma yönelik önemli bir uyarı geldi.

Finkelstein, PoliticsJOE adlı YouTube kanalına verdiği röportajda, bu sağcıların İsrail karşıtlığının ardında sınıfsal bir bakış açısı bulunmadığını, bunun yerine Yahudi düşmanlığının bir tezahürü olabileceğini savundu. ABD hükümetinin İsrail tarafından kontrol edildiği yönündeki iddiaları, ABD'yi aklayan bir komplo teorisi olarak niteleyen Finkelstein, bu isimlerin iç siyasette pozisyon almak amacıyla sağcı "Önce Amerika" çizgisini benimsediğini belirtti. Sol kesime ise "düşmanımın düşmanı dostumdur demeyin" çağrısında bulundu.

Finkelstein'ın bu çıkışı, ABD'de geniş yankı uyandırdı ve sert tartışmalara yol açtı. Bazı çevreler, Finkelstein'ı Filistin halkının desteklenmesinin kimsenin tekelinde olmadığı yönündeki eleştirileri nedeniyle antisemitist olmakla suçladı.

Soykırımdan Kurtulan Ebeveynlerin Solcu Aydın Evladı

Norman Finkelstein'ın antisemitist olarak suçlanması, kendi yaşam öyküsü ve ailesi göz önüne alındığında oldukça ironik bir durum teşkil ediyor. Yahudi olan anne ve babası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Varşova Gettosu'nda ve Nazi toplama kampları Majdanek ile Auschwitz'de büyük zulüm görmüş, barış yanlısı insanlardı. Savaştan sonra ABD'ye yerleşen aile, Nazizmi yenen gücün Sovyetler Birliği olduğunu hiçbir zaman unutmadı ve ölene dek Sovyetler Birliği ile Stalin'e bağlılıklarını sürdürdü. Norman Finkelstein da bu ortamda büyüyerek Yahudi kökenli solcu bir aydın olarak yetişti.

Bu kimliği ve Filistin halkının hakları için verdiği mücadele, akademi dünyasında genç yaşta başına bazı sorunlar açtı. Bazı üniversiteler kendisine kadro vermeyi reddetti ve akademik çalışmalarında engellerle karşılaştı. 72 yaşındaki Finkelstein, yaşamını ve düşünsel birikimini, Yahudi kimliği ve soykırım olgusunun kapitalist düzen ve İsrail tarafından nasıl istismar edildiğini ortaya koymaya adadı. 2000 yılında yayımlanan "Holokost Endüstrisi" adlı kitabıyla tanınmaya başlayan Finkelstein, bu eserinde İsrail'in kendisini eleştiriden muaf tutmak ve dokunulmazlık sağlamak için Holokost'u nasıl ideolojik bir silah olarak kullandığını anlattı.

Filistin Direnişini Kınamayı Reddetti

Finkelstein, 7 Ekim 2023'teki El Aksa Tufanı operasyonunun ardından İsrail'in uyguladığı soykırım politikasına karşı net ve tutarlı bir duruş sergiledi. Yazıları, konuşmaları ve çeşitli platformlardaki açıklamalarıyla ABD'deki tepkinin önemli bir parçası oldu. Bu tutarlı yaklaşımı, ülkesi dışındaki çevreler üzerinde de etkili oldu.

Konuşmaları sırasında siyonistlerin provokasyon girişimlerine maruz kalsa da, bunları sakin bir tavırla savuşturdu. Hamas'ı lanetleme baskılarına sistematik olarak karşı koydu. Hatta İngiliz yayıncı Piers Morgan'ın dahi Finkelstein'in bu konudaki netliği karşısında pes ettiği belirtildi. Finkelstein'a göre, 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı Operasyonu ile köleliğe karşı başlatılan isyanlar arasında büyük paralellikler bulunuyordu; her ikisi de özgürlük için zalimlere karşı verilen mücadelelerdi.

Trene Sonradan Binenler: Carlson, Owens ve Diğerleri

Norman Finkelstein'ın röportajında bahsettiği ve eleştirdiği isimler arasında tanınmış gazeteci ve yorumcular Tucker Carlson, Candace Owens, Megan Kelly ve eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent gibi isimler yer alıyor. Bu isimlerin tamamı, sağcı siyasi kimlikleriyle biliniyor ve son dönemde İsrail'in politikalarına yönelik eleştiriler getirmeye başladılar.

Özellikle Tucker Carlson, geçmişte Trump'ı destekleyen ve "Önce Amerika" şiarını benimseyen bir gazeteci iken, son yıllarda ABD'nin Filistin politikasını eleştirmeye başladı ve geçmişte hata yaptığını ifade etti. Ancak Finkelstein'a göre Carlson, sağcı kimliğinden ve Cumhuriyetçi Parti çizgisinden sapmadı ve ilerleyen süreçte "Önce Amerika" sloganının gerçek sahibi olduğunu iddia ederek siyasi çalışmalar yürütebilir.

Candace Owens gibi muhafazakâr yorumcular da benzer şekilde Trump'a verdikleri destekle tanınıyor, ancak onlar da zamanla ABD politikalarını sağdan eleştiren bir konuma yöneldiler. Daha aşırı sağda yer alan ve hatta faşist olarak nitelendirilebilecek Andrew Tate veya Dan Bilzerian gibi isimlerin ise meseleyi ırkçı ve antisemitik bir yaklaşımla ele aldıkları belirtiliyor.

ABD bürokrasisinde görev yapmış ve istifa etmiş Joe Kent ise, NATO'dan olası bir ayrılığın, Türkiye'nin İsrail ile Suriye'de çatışması durumunda İsrail'in yanında saf tutma amacıyla yapılabileceğini öne süren bir paylaşımıyla dikkat çekmişti. Kent, Ortadoğu'da hem kundakçı hem de itfaiyeci rolü oynamayı bırakmanın vakti geldiğini ifade etmişti.

Filistin Davasını Kapitalist Siyasetin Kozu Olmaktan Kurtarmak

Finkelstein'ın vurguladığı temel nokta, 7 Ekim 2023'e kadar büyük ölçüde solun alanında yer alan Filistin davasının, şimdi bazı sağcılar tarafından da sahiplenilmesidir. ABD sağının bazı kesimleri, ABD'nin izolasyonist ve müdahale karşıtı bir dış politika izlemesi gerektiğini savunarak, İsrail'in ABD politikalarını belirlediğini ve ABD'yi savaşa sürüklediğini iddia ediyor. Bu çerçevede, İsrail ile arasına mesafe koymak için Filistin meselesini öne çıkarıyorlar.

Finkelstein'a göre, bu sağcıların temel motivasyonu Filistin halkının hakları ve özgürlüğü değil, ABD'nin İsrail politikasının değişmesidir. Bu nedenle, rüzgâr değiştiğinde onların da yön değiştireceğini savunuyor. "Sağcı ya da solcu olması ne fark eder?" diyenlere karşılık Finkelstein, Filistin davasını kapitalist siyasetin bir kozu olmaktan çıkarıp, gerçek anlamda bir özgürlük mücadelesi konusu kılmayı amaçlıyor.

Özellikle son iki yılda Batı ülkelerinde ve ABD'de Filistin'de yürütülen soykırıma yönelik tepkiler ve gençlerin üniversitelerdeki eylemleri önemli bir gündem oluşturdu. Ancak son aylarda bu konuda artan bir baskı söz konusu. Bazı Batı ülkelerinde belirli sloganlar, ifadeler veya semboller suç kapsamına alınmaya başlandı ve hükümetler söylemlerini sertleştirdi. Siyonist lobilerin uluslararası çabalarının sonuç vermeye başladığı gözlemleniyor.

Bu bağlamda Finkelstein'ın çabası daha da önem kazanıyor. Filistin meselesinin, Aksa Tufanı öncesi dönemdeki gibi uzun süre unutulmaması için bu doğrultuda mücadele verilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Paylaş: