Dış Politika

NATO Ankara Zirvesi Öncesi Türkiye'ye Biçilen Yeni Roller Tartışılıyor

7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenecek NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi öncesinde, Türkiye'ye ittifak içinde yeni askeri ve siyasi roller yükleneceği iddiaları gündeme geldi. Bu roller arasında Karadeniz'de Ukrayna'ya lojistik destek ve Ortadoğu-Akdeniz hattında "güney kanadı" görevi öne çıkıyor.

Aslı T.3 dakika okuma0 görüntülenme
NATO Ankara Zirvesi ve Türkiye'ye biçilen roller
NATO Ankara Zirvesi ve Türkiye'ye biçilen roller
Paylaş:

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi öncesinde, Türkiye’ye ittifak bünyesinde yeni askeri ve siyasi görevler verilmesi tartışılıyor. Batılı strateji çevrelerinde yapılan değerlendirmelere göre, Türkiye’nin Karadeniz’de Ukrayna’ya yönelik lojistik destek misyonlarında öncü rol üstlenmesi ve Ortadoğu ile Akdeniz’de NATO’nun "güney kanadı" olarak konumlandırılması hedefleniyor.

Ankara’daki bu kritik zirve, sadece diplomatik bir toplantı olmanın ötesinde, NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde Türkiye’nin hangi askeri sorumluluklarla yer alacağının da masaya yatırılacağı bir platform olarak değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da zirveyi "küresel güvenlik mimarisinin geleceğine yön verecek kritik bir eşik" olarak tanımlamıştı. Sözcü yazarı Güney Öztürk’ün aktardığı bilgilere göre, ABD ve Avrupa’daki bazı strateji çevreleri, Türkiye’ye iki ana başlıkta görev yüklenmesini tartışıyor.

NATO'nun Karadeniz ve Güney Kanat Misyonları

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) ve İtalyan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IAI) zirve analizlerinde, Türkiye’ye iki ana rol biçildiğini belirtiyor. İlk rol, Karadeniz’deki denge ve Ukrayna’ya destek mekanizmalarıyla ilgili. Ankara’dan, Karadeniz’de Rusya’yı dengeleyici ve Ukrayna’ya yönelik lojistik destek faaliyetlerinde daha görünür bir NATO görevi üstlenmesi bekleniyor. Bu görevin, "NATO koruyucu misyonu" olarak adlandırılan ancak henüz resmi detayları netleşmemiş bir askeri-siyasi sorumluluğu içerdiği ifade ediliyor.

Bu rol, Türkiye’nin Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelme riskini taşıması nedeniyle önem arz ediyor. Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden kaynaklanan hassas dengeleri, Karadeniz’deki askeri hareketlilik, Ukrayna’daki savaşın etkileri ve Rusya ile olan ekonomik-siyasi ilişkileri göz önüne alındığında, NATO’nun bu hattaki talepleri yeni gerilim alanları yaratabilir.

İkinci önemli başlık ise Ortadoğu, Akdeniz, göç ve terörle mücadele gerekçeleri üzerinden Türkiye’ye biçilecek "güney kanat" rolü. Bu kapsamda NATO’nun Türkiye’yi, Ortadoğu ve Akdeniz’den gelebilecek risklere karşı bir ileri hat, bir "tampon" veya "kalkan" ülke olarak kullanmak istediği değerlendiriliyor. Ankara Zirvesi’nde gündeme gelebilecek görev alanları arasında Libya, Suriye, Doğu Akdeniz güvenliği, göç hareketlerinin yönetimi, savunma tedariki, birlikte çalışabilirlik ve yük paylaşımı gibi konular yer alıyor. Bu çerçevede Türkiye’nin yalnızca kendi sınırlarını savunan bir NATO üyesi olmaktan öte, ittifakın güneydoğu hattını yöneten ve Avrupa güvenliği adına risk üstlenen merkezi bir askeri aktör olarak konumlandırılmak istendiği belirtiliyor.

Doğu Akdeniz'deki Çelişki ve Geniş Kapsamlı Askeri Planlama

Tartışmaların temel çelişkisi, Batı’nın Türkiye’yi Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik düzenlemelerinin dışında bırakma çabasıyla aynı anda NATO şemsiyesi altında Türkiye’nin askeri kapasitesinden daha fazla yararlanmak istemesi olarak öne çıkıyor. ABD’de gündeme gelen "Doğu Akdeniz Geçidi Yasası" tasarısı, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Mısır ile enerji ve savunma işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor. Bu hattın, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru ile bağlantılı biçimde Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan bir güvenlik ve enerji ağı kurma arayışı olarak yorumlandığı belirtiliyor.

Aynı dönemde Fransa’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askeri işbirliğini artırması, Yunanistan ile stratejik ortaklığını güçlendirmesi ve İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-Yunanistan hattı üzerinden Avrupa’ya uzanacak enerji projelerine ağırlık vermesi de Türkiye’nin deniz yetki alanlarını ve Doğu Akdeniz’deki konumunu hedef alan hamleler olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’nin 2028-2030 döneminde NATO Müttefik Reaksiyon Gücü’nün komutasını üstlenecek olması da bu yeni rolün yalnızca zirveyle sınırlı olmadığını, daha geniş bir askeri planlamanın parçası olduğunu gösteriyor. Kürecik radarı, İncirlik Üssü, Adana hattı ve Karadeniz’de kurulacağı belirtilen yeni NATO komuta yapılanmaları da bu yeni askeri mimarinin parçaları olarak değerlendiriliyor. Batı’nın, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de enerji ve egemenlik denkleminden dışlarken, aynı Türkiye’yi NATO’nun savaş ve kriz başlıklarında daha fazla sorumluluk üstlenecek bir ülke haline getirmeye çalıştığı görülüyor.

Paylaş: