Dış Politika

Ankara'da NATO Zirvesi: İktidarın Meşruiyet Arayışı ve Yeni Rolleri Tartışılıyor

Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı 36. NATO Zirvesi öncesinde, iktidarın zirveyi bir meşruiyet zemini olarak kullanma çabası ve ittifak içindeki yeni rolleri uzmanlarca değerlendiriliyor. Zirvenin bölgesel çatışma riskleri ve egemenlik hakları üzerindeki etkileri de masaya yatırılıyor.

Aslı T.3 dakika okuma0 görüntülenme
Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ni gösteren temsili görsel.
Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ni gösteren temsili görsel.
Paylaş:

Ankara, 7-8 Temmuz tarihlerinde 36. NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. Küresel ve bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde düzenlenen zirve, Türkiye'nin uluslararası siyasetteki konumunu ve ittifak içindeki rolünü yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Ekonomik ve siyasi krizlerle boğuşan mevcut iktidarın, zirveyi hem dış politikada hem de iç siyasette bir 'tahkimat' ve 'meşruiyet' zemini olarak kullanmayı hedeflediği değerlendiriliyor. Ancak bu durum, Türkiye'nin egemenlik hakları ve bölgesel istikrar açısından yeni riskleri de beraberinde getiriyor.

İktidarın Meşruiyet Arayışı ve NATO Bağlantısı

Gazeteci-yazar Orhan Gökdemir, Türkiye'deki siyasal İslam'ın tarihsel olarak NATO ve devletle olan bağlarına dikkat çekerek, halk nezdinde meşruiyetini yitiren AKP-MHP iktidarının, geçmişteki sağ iktidarlar gibi siyasi onay ve askeri güvenceyi NATO karargahında aradığını belirtiyor. Gökdemir'e göre, geçmişte Menderes, Demirel, Özal gibi isimlerin ABD ve NATO'dan icazet aldığı gibi, bugünkü iktidar da emperyalist hayaller peşinde koşarken yalnız kalmaktan korkuyor ve zirveden bu güvenceyi temin etmeye çalışıyor.

Gökdemir, bu durumu şöyle özetliyor:

Halk nezdinde meşruiyetleri kalmayanlar meşruiyeti ABD kapısında, NATO karargahında arar. Menderes, Demirel, Özal, Çiller, hepsi ABD’den icazetli, NATO’dan izinliydiler. Bir kısmı, onların desteğiyle sınır ötesi operasyonlara da yöneldi. Özal, TİKA ve MİT’le Orta Asya fethine çıktı. Sovyetler çözülünce Türklerin Türkiye’den ibaret olmadığını keşfetmişlerdi. Olmayınca yanına bir de islamcılar eklendi. Onlar da islam dünyasını fethe çıktılar. Özal Azerbaycan’da darbeye kalkışmıştı, Erdoğan aynı şeyi Suriye’de denedi. Sahadaki fiili Türk-İslam sentezidir. Yalnız biliyoruz çok korkarlar, çok temkinli davranırlar. ABD’den icazet almadan hareket etmezler. NATO güvencesi olmadan silah doğrultmazlar. AKP-MHP iktidarı da böyle, emperyalist hayaller görüyorlar ama yalnız kalmaktan da ölesiye korkuyorlar. Ankara’daki bu müsamerede iktidarın aradığı o güvencedir. İki gün kendilerini iyi hissederler, sonra yine korkmaya başlarlar. Halk ayaklarının altındaki toprağı çekene kadar oyunları budur.

NATO'nun Genişleme Vizyonu ve Türkiye'nin Rolü

Gazeteci-yazar Emrah Maraşo ise Türkiye'nin Batı sistemiyle ilişkilerindeki manevralara ve artan askeri-teknolojik değerine dikkat çekiyor. Maraşo, iktidarın meşruiyet arayışını sadece ABD icazetiyle açıklamanın eksik kalacağını, Rusya ile kurulan S-400 ve Akkuyu nükleer santrali eksenli ilişkilerin Batı nezdinde yarattığı pazarlık gücünün de bu süreci etkilediğini belirtiyor. Türkiye'nin Avrupa için bir 'göç havuzuna' dönüştürülmesi ve AB'nin savaş hazırlıkları bağlamında Ankara'ya biçilen rolün de bu denklemi şekillendirdiğini ifade ediyor.

Maraşo, NATO'nun öncelikli gündeminin Rusya olduğunu ve özellikle Karadeniz'deki gelişmelerin Türkiye'yi yeni bir çatışma eksenine sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor. İstanbul Boğazı'ndaki Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı ve Adana'daki NATO Kolordusu gibi yeni yapılanmaların bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Maraşo, bu durumu şöyle açıklıyor:

NATO Zirvesi’nin öncelikli ve acil gündeminin Rusya olduğu görülüyor. Özellikle İngiltere-Almanya-Fransa üçlüsünün Ukrayna’yı sürekli kışkırtması/desteklemesi, NATO Genel Sekreteri’nin açıklamaları ve NATO’nun ABD’li Müttefik Kuvvetler Avrupa Komutanı’na resmî izin almadan savaş sistemleri üzerinde yetki vermesi (bu yetki fikrinin Türkiye’ye İran’dan düştüğü iddia edilen füzelerle gerekçelendirilmesi de dikkate değer) önemli göstergeler. Bu konuşlanma Ankara Zirvesi'nde yani Türkiye topraklarında bütünlüklü olarak ilan edileceğe benziyor.

Yani Türkiye’ye Irak ve Suriye’de bölgenin 'lider' gücü olma misyonunun biçilmesiyle… Peki kime karşı? Akla Rusya ve İran’dan başka bir güç gelmiyor. Çelişmeler ve belirsizlikler, emperyalist dünya sistemi hiyerarşisinin içindeki rekabetten ve nüfuz alanları mücadelesinden kaynaklanıyor. İki somut örneği Suriye’de Türkiye ve İsrail’in karşı karşıya gelmesi ve Doğu Akdeniz’deki cepheleşme… Bu çelişmelerin yumuşatılmasının ise yeni bir tür yatıştırma-sözde güç ağırlığı koyma politikası karışımıyla daha fazla NATO’culuktan geçtiği ve NATO’culuğun aslında ülkenin bağımsızlığı için yapıldığı yanılsaması yayılmak isteniyor.

'NATO, ABD Emperyalizminin Saldırı ve İşgal Aygıtıdır'

Siyaset bilimci Prof. Dr. Barış Doster, NATO'nun genişleme vizyonunu ABD emperyalizminin çıkarları ve hegemonya ihtiyacı üzerinden okuyarak, ittifakı açıkça

Paylaş: