Dış Politika

ABD'nin Küba Raporu: Komünizm Tehdidi Söylemi ve 70 Yıllık Mücadele

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yayımladığı yeni rapor, 'komünizm tehdidi' söylemiyle Küba'ya yönelik saldırıları meşrulaştırma çabasını gözler önüne seriyor. Rapor, Küba'nın ABD'ye karşı yürüttüğü 'yıpratma savaşını' ve devlete sızan ajanları konu alırken, ABD'nin on yıllardır süren ambargo ve suikast girişimlerini görmezden geliyor.

Onur B.3 dakika okuma1 görüntülenme
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Küba Raporu'nu gösteren bir görsel.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Küba Raporu'nu gösteren bir görsel.
Paylaş:

ABD yönetimi, yaklaşan ara seçimler öncesinde 'komünizm tehdidi' söylemini kullanarak Küba'ya yönelik baskılarını artırma yoluna gidiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ve yaklaşık 90 sayfa süren "Küba: 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti" başlıklı rapor, adanın ABD'ye karşı yürüttüğü iddia edilen 'yıpratma savaşını' detaylandırıyor. Ancak rapor, ABD'nin on yıllardır Küba'ya uyguladığı ambargo, suikast girişimleri ve diğer müdahaleleri görmezden gelmesiyle dikkat çekiyor.

ABD'nin 'Komünizm Tehdidi' Söylemi ve Seçim Kampanyası

Donald Trump yönetimi, yaklaşan ara seçimlerde komünizm karşıtlığını kampanyasının merkezine yerleştiriyor. Haziran ayından bu yana yaklaşık 100 kez komünizme saldıran Trump, bu söylemi hem gerçek bir tehdit olarak görmesi hem de ABD içindeki sınıfsal eşitsizlik ve ilerici söylemlerin yükselişine karşı bir kart olarak kullanmasıyla öne çıkıyor. Rapor, bu 'komünizm tehdidi' söyleminin, ABD'nin kendi iç sorunlarını örtbas etme ve dışarıda bir düşman yaratma stratejisinin bir parçası olduğunu ima ediyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın raporu, bu stratejinin bir uzantısı olarak değerlendiriliyor. Rapor, Küba'nın ABD'ye karşı casusluk, sabotaj, vekil ağları ve iç karışıklık gibi yöntemlerle yıpratma savaşı yürüttüğünü iddia ediyor. Bu kapsamda, Küba ajanlarının ABD Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi ve Pentagon gibi üst düzey kurumlarına sızdığı, on binlerce solcu gerillayı eğittiği, ABD'li teröristlere sığınak sağladığı, 'ırksal, sosyal ve medeniyet temelli mağduriyetler üzerine kurulu yeni bir Marksizm türü' inşa ettiği ve Kara Panterler'den Antifa'ya kadar ABD'deki etkili sol hareketleri şekillendirdiği öne sürülüyor.

Raporda Yer Almayanlar: Ambargo ve Müdahaleler

Raporun aksine, ABD'nin Küba'ya yönelik on yıllardır süren müdahale ve baskıları, Küba Devrimi'nin ardından yoğunlaştı. Fidel Castro'ya yönelik 600'ü aşkın suikast girişimi, Domuzlar Körfezi Çıkarması, Mongoose Operasyonu kapsamında sabotajlar ve ekonomik hedeflere yönelik saldırılar, Afrika Domuzu vebası, Dengue Humması ve Mavi Küf gibi salgınlara yol açan biyolojik saldırılar ve aralıksız devam eden ekonomik ambargo gibi eylemler raporun kapsamında yer almıyor. Bu durum, raporun tek taraflı bir bakış açısıyla hazırlandığı eleştirilerine yol açıyor.

Raporda, Küba'nın Sovyetler Birliği'nin bir piyonu olmadığı ve Sovyet modelinin çöküşünden daha da güçlenerek çıktığı vurgulanıyor. Küba'nın Üç Kıta Konferansı ile devrimci projesini küreselleştirdiği ve modern radikal solun ideolojik başkenti haline geldiği iddia ediliyor. Che Guevara'nın 'İki, üç, daha fazla Vietnam' çağrısının, emperyalizme karşı bir direniş çağrısı olmaktan çok, ABD içindeki solculara yönelik bir 'sistemi içeriden çökertme' talimatı olarak yorumlandığı belirtiliyor.

'Devrim İhracı' ve ABD İstihbaratının Çaresizliği

Rapor, ABD'nin kendi içindeki ırksal adaletsizlikleri ve toplumsal sorunları örtmek için 'dış mihrak' masalına başvurduğunu gösteriyor. ABD vatandaşlarının Küba'ya giderek 'ajanlaştırıldığı', adaya sığınan siyasi mültecilerin radyo yayınlarının isyan kışkırtıcılığı olarak yaftalandığı ifade ediliyor. Latin Amerika'daki direniş hareketlerinin de Küba tarafından kurgulandığı, Arjantin'den Uruguay'a kadar ilerici hareketlerin Küba'nın eğittiği 'terör piyonları' olarak sunulduğu iddia ediliyor. Porto Riko'daki bağımsızlık arayışları ve Venezuela'daki sosyalist dönüşümün de Küba istihbaratının bir ürünü olduğu öne sürülüyor.

Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri olan 'Bir Casus İmparatorluğu' kısmında, ABD istihbaratının Küba'yı anlayamadığı itiraf ediliyor. ABD'nin, Küba'da kendi casuslarının olduğunu sanırken, aslında Havana'ya çalışan çifte ajanlarla karşılaştığı belirtiliyor. Rapor, ABD'nin parayla değil, ideolojik sadakatle hareket eden 'gerçek inananlar' karşısındaki çaresizliğini gözler önüne seriyor. Columbia ve Johns Hopkins gibi üniversitelerden devşirilen ve yıllarca tespit edilemeden devletin önemli kademelerine sızan 'radikal' öğrencilerin varlığına dikkat çekiliyor. Büyükelçi Victor Manuel Rocha, Pentagon'a sızan Ana Belén Montes ve Dışişleri Bakanlığı çalışanı Kendall Myers gibi örnekler üzerinden, Küba'nın ABD'nin kalbinden istihbarat toplama başarısı ve bu bilgileri Çin, Rusya, İran gibi ülkelerle paylaştığı iddiaları aktarılıyor.

Paylaş: