Dış Politika

2026 Dünya Kupası'nın Sahadan Silinmeyen Hikayeleri: Siyaset, Sınırlar ve Direniş

FIFA'nın 'en kapsayıcı' turnuva olarak tanıttığı 2026 Dünya Kupası, İspanya'nın şampiyonluğuyla sona ererken, savaş mağdurları, sınırda bekletilen taraftarlar ve sömürgeciliğe karşı mücadele edenler gibi farklı hikayeleri de gün yüzüne çıkardı. ABD'nin göçmenlik politikaları ve siyasi müdahaleler, turnuvanın 'kapsayıcılık' söylemini sorgulattı.

Onur B.2 dakika okuma1 görüntülenme
2026 Dünya Kupası maçından genel bir görüntü.
2026 Dünya Kupası maçından genel bir görüntü.
Paylaş:

FIFA'nın 48 takımla düzenlenen ve 'tarihin en kapsayıcısı' olarak lanse edilen 2026 Dünya Kupası, İspanya'nın Arjantin'i uzatmalarda 1-0 yenerek şampiyonluğa ulaşmasıyla tamamlandı. Ancak turnuvanın öne çıkanları sadece sportif başarılar değildi. Sahadaki gollerin ve yıldız oyuncuların gölgesinde kalan, savaşın içinden gelen futbolcuların mücadelesi, siyasi engeller ve sınırda yaşananlar, kupanın daha derin ve karmaşık bir hikayesini oluşturdu.

FIFA'nın 'futbolu yeni ülkelere ulaştırma' vizyonu çerçevesinde ilk kez kupada yer alan küçük ülkelerin heyecanı, turnuvanın ev sahiplerinden ABD'nin vize ve göçmenlik politikalarıyla sınırlı kaldı. Bu durum, FIFA'nın kapsayıcılık söyleminin emperyalist sistem içindeki çelişkilerini gözler önüne serdi.

Sınır Engelleri ve Siyasi Müdahaleler Turnuvaya Damga Vurdu

Turnuva boyunca yaşanan birçok olay, futbolun sadece saha içinden ibaret olmadığını gösterdi. Irak Milli Takımı kaptanı Aymen Hüseyin, ülkesinin 40 yıl sonra Dünya Kupası'nda attığı ilk golü kaydederken, bu başarıya ulaşmadan önce ABD'ye girişte yedi saat boyunca sorgulanmıştı. Babası El Kaide tarafından öldürülen, ağabeyi ise kaçırılan Hüseyin'in yaşadıkları, savaşın ve işgalin travmalarını taşıyan bir kuşağın simgesi haline geldi.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti taraftarı Michel Kuka Mboladinga, sömürgeciliğe karşı mücadelenin simgesi Patrice Lumumba'yı canlandırdığı gösterisiyle tanınıyordu. Ancak ABD vizesi alamadığı için ülkesinin ABD'de oynanan maçlarına katılamadı. Bu durum, FIFA'nın kapsayıcılık iddiasının, siyasi engeller karşısında nasıl zayıf kaldığının bir göstergesiydi.

Benzer şekilde, ABD Başkanı Donald Trump'ın FIFA Başkanı Gianni Infantino'yu arayarak ABD'li futbolcu Folarin Balogun'un kırmızı kart cezasının kaldırılmasını istemesi, FIFA'nın disiplin mekanizmasının bağımsızlığına dair ciddi tartışmalar yarattı. Bu müdahale sonucunda Balogun'un cezası askıya alınsa da, FIFA'nın siyasi baskılara boyun eğdiği algısı oluştu.

Küçük Ülkelerin Büyük Başarıları ve Direniş

Nüfusu yarım milyona yaklaşan Yeşil Burun Adaları, katıldığı ilk Dünya Kupası'nda grup aşamasını geçerek son 16'ya kalmayı başardı. Arjantin karşısında sergiledikleri mücadele ve attıkları gollerle tarihe geçen ada ülkesi, futboldaki eşitsizliklere karşı bir meydan okuma örneği sergiledi. Takımın önemli bir kısmının Avrupa'daki diasporadan oluşması, göç ve sömürgecilik tarihinin futbol sahasındaki yansıması olarak görüldü.

İran Milli Takımı ise ABD ve İsrail'in saldırıları ile ABD makamlarının getirdiği kısıtlamalara rağmen grup aşamasında yenilgi yüzü görmeden turnuvadan elendi. Kamp merkezlerini son anda Meksika'ya taşımak zorunda kalan İran, tartışmalı bir VAR kararıyla golü iptal edilince turnuvaya veda etti. Bu durum, ülkenin savaş koşulları altında verdiği mücadeleyi ve ev sahibi ABD'nin engellemelerine rağmen turnuvaya katılımını simgeliyordu.

Tribünlere Ulaşamayanlar ve Kapsayıcılığın Sınırları

FIFA'nın 'en kapsayıcı' turnuva söylemi, ABD'nin vize politikaları nedeniyle birçok ülkeden taraftarın maçlara gidememesiyle çelişti. Irak, Ürdün, Mısır, Fas, Haiti gibi ülkelerden çok sayıda taraftarın başvuruları reddedildi veya sonuçsuz kaldı. FIFA tarafından görevlendirilen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan'ın, geçerli vizesi olmasına rağmen 'güvenlik tehdidi' gerekçesiyle ülkeye alınmaması, bu çelişkinin en dikkat çekici örneklerinden biriydi. FIFA'nın bu konuda ulusal makamların yetkisinde olduğunu belirterek sorumluluktan kaçınması da eleştirildi.

Haiti'nin 1974'ten bu yana ilk kez Dünya Kupası'na katılması, ülkedeki derin siyasi ve insani krize rağmen önemli bir başarıydı. Ancak iç savaş koşulları nedeniyle elemelerdeki maçlarını kendi ülkesinde oynayamayan takımın taraftarlarının önemli bir kısmı, ABD'nin seyahat kısıtlamaları, ulaşım giderleri ve yüksek bilet fiyatları nedeniyle bu tarihi ana tribünden tanıklık edemedi. Bu durum, FIFA'nın kapsayıcılık anlatısının, ev sahibi ülkenin siyasi tercihleri ve ekonomik koşullar karşısında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.

Paylaş: