Yunanistan ve İsrail'de Türkiye Paniki: Bölgesel Rakip Olarak Görülüyor
Yunanistan ve İsrail'de Türkiye'nin artan bölgesel gücü ve bağımsız dış politikası endişe yaratıyor. Analizler, Türkiye'yi artık 'stratejik düşman' olarak konumlandırma eğilimini ortaya koyuyor.

Yunanistan'da yayınlanan Doğrudan Haberler programında, Türkiye'nin bağımsız dış politikası ve bölgesel gücündeki artışın İsrail ve Yunanistan'da yarattığı rahatsızlık gündeme getirildi. İsrail stratejik araştırma merkezlerinin analizlerine dayanan programda, Türkiye'nin Orta Doğu'dan Hint-Pasifik'e kadar uzanan jeopolitik hamlelerinin Tel Aviv ve Atina hattında paniğe neden olduğu belirtildi. Bu analizlere göre, İsrail'in Türkiye'ye bakışı, bir zamanlar 'bölgesel ortak' olarak görülen bir ülkeden, 'stratejik bir düşman' konumuna evrildi.
Programda, İsrail'in Türkiye'yi önümüzdeki on yıl içinde ulusal güvenliğine yönelik en acil tehditlerden biri olarak gördüğü vurgulandı. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki artan rolünün, bölgedeki mevcut güç dinamikleri üzerinde yarattığı etkiyi gözler önüne seriyor.
İbrahim Anlaşmaları ve Doğu Akdeniz Engeli
İsrail'in, İbrahim Anlaşmaları'nı bir güvenlik mimarisine dönüştürme çabası kapsamında Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Avrupa için bir jeopolitik köprü olarak kullanma planlarının olduğu iddia edildi. Ancak, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki meşru haklarını kararlılıkla savunması, bu eksenin önündeki en büyük engel olarak gösterildi. Yunan sunucu, Türkiye'nin Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa (IMEC) ekonomik koridoruna karşı çıkarak kendi alternatif rotalarını oluşturma girişimlerini hazmedemediğini belirtti. Türkiye'nin bu planı alt üst etmeye çalışan bir güç olarak konumlandırıldığı ifade edildi.
Atina'nın, Türkiye'nin denizlerdeki caydırıcılığına karşı koyma çabası kapsamında modern savaş gemileri ve denizaltı modernizasyonu için Güney Koreli Hanwha Ocean ile anlaşmalar yaptığı aktarıldı. Ayrıca, Bulgaristan'daki Amerikan KC-135 uçaklarının korunması için Atina'nın Patriot hava savunma desteği talep etme ihtimalinin, Yunanistan'ın Balkanlar'daki rolünü artırma çabası olarak yorumlandığı belirtildi.
F-35 Tartışmaları ve Türkiye'nin Savunma Politikası
Programda ayrıca, Amerikan Gatestone Enstitüsü'nün Türkiye aleyhine yürüttüğü lobi faaliyetlerine de değinildi. Enstitü, Türkiye'nin F-35 programına geri dönmesinin ABD için jeopolitik bir hata olacağını savunarak, Ankara'nın Batı ekseninden uzaklaştığı izlenimini vermeye çalıştı. Analizde, Türkiye'nin Hamas ve Hizbullah ile ilişkileri ile İran'daki Kürt operasyonlarını engellemedeki rolü vurgulandı. Türkiye'nin artık Batı'nın güvenilir bir müttefiki gibi davranmadığı argümanı öne sürüldü.
Bunun yanı sıra, Türkiye'nin hava savunma sistemleri konusundaki kararlılığı da gündeme getirildi. S-400 sistemlerinin ABD yaptırımlarına rağmen üçüncü bir ülkeye devredilmemesi gerektiği yönündeki yerel analizler paylaşıldı. Çin'in hava savunma sistemlerinin İran'daki başarısızlığının, Türkiye'nin kendi savunma mimarisindeki kararlarının önemini artırdığı ima edildi.
Kıbrıs ve Mavi Vatan Endişesi
Yunan medyasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kurulan yeni elektronik kalkan sistemi büyük rahatsızlık yarattı. Bu sistemin, Türkiye'nin bölgedeki varlığının bir uzantısı olarak görüldüğü ve 'işgal altındaki topraklarda askeri köprübaşı' olarak nitelendirildiği aktarıldı. Mavi Vatan doktrininin sahadaki somut yansımaları, Atina'da önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Karadeniz'de ise Türkiye'nin Ukrayna'nın savaş sonrası güvenlik mimarisinde merkezi bir rol üstlenme potansiyeli ele alındı. Türk Donanması'nın ticaret gemilerine refakat etme senaryosunun, Ankara'nın Karadeniz'den Kafkasya'ya kadar uzanan etkisini kalıcı hale getireceği ve Rusya'yı zor bir duruma sokacağı vurgulandı. Odessa'dan yola çıkan Türk sermayeli Altın Aslan adlı ticaret gemisinin Rus ateşiyle vurulması olayına da değinilerek, Ankara'nın bu konudaki diplomatik tutumunun iç siyasette tartışıldığı hatırlatıldı.
Eğitim ve Yumuşak Güç Boyutu
Türkiye'nin küresel etkisi sadece askeri ve diplomatik alanlarla sınırlı kalmayıp, yumuşak güç unsurlarıyla da hasım çevreleri rahatsız ettiği belirtildi. 34 ülkede faaliyet gösteren Türkiye Maarif Vakfı'nın, bir eğitim ağından ziyade siyasi ve ideolojik bir etki aracı olduğu iddia edildi. Bu durum, Türkiye'nin küresel vizyonunun, savaş gemileri, insansız hava araçları ve savunma anlaşmalarının ötesinde, eğitim ve dini yapılar aracılığıyla da etki alanını genişletme çabası olarak yorumlandı.



