Son Dakika

Yüksek Faiz, Düşük Kur: Ekonomideki 'Celladına Aşık Olma' İronisi

Ekonomist Doç. Dr. Yüksel Okşak, Türkiye'nin mevcut ekonomik politikalarını ve geçmişteki tercihlerin bugünkü sonuçlarını değerlendiriyor. Yüksek faiz ve düşük kur politikasının bedellerini ve çıkış yollarını analiz ediyor.

Can D.2 dakika okuma0 görüntülenme
Türkiye ekonomisi grafiği üzerinde yükselen bir faiz oranı ve düşen bir kur simgesi.
Türkiye ekonomisi grafiği üzerinde yükselen bir faiz oranı ve düşen bir kur simgesi.
Paylaş:

Türkiye ekonomisi, yüksek politika faizi ve baskılanan kurla birlikte, geçmişte talep edilen rasyonel politikalara dönüşün getirdiği sonuçlarla yüzleşiyor. Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutması ve enflasyonun hala yüksek seyretmesi, ekonominin karşı karşıya olduğu karmaşık tabloyu gözler önüne seriyor. Enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve küresel ekonomik dalgalanmalar gibi faktörler, bu durumun temel nedenleri arasında yer alıyor.

Dün 'Rasyonel Politika' Denilen, Bugün Neden Şikayet Konusu Oldu?

Ekonomi yönetimi 'dezenflasyon sürecinin devam ettiğini' belirtse de, iş dünyasından gelen 'nefes alamıyoruz' tepkileri dikkat çekiyor. Bu durum, birkaç yıl önce 'rasyonel politikalara dönülmeli' çağrısı yapan kesimlerin, bugünkü yüksek faiz ve kredi maliyetlerinden şikayetçi olmasıyla ironik bir tablo çiziyor. O dönemde TÜSİAD ve MÜSİAD gibi kuruluşların, Türkiye'nin Ortodoks ekonomi politikalarına dönmesi yönündeki çağrıları, bugünkü ekonomik iklimin zeminini hazırlamıştı. Ancak o gün 'kurtuluş reçetesi' olarak görülen politikalar, bugün sanayici, ihracatçı ve KOBİ'ler için ciddi finansman zorluklarına yol açıyor.

Doç. Dr. Yüksel Okşak, bu durumu 'celladına aşık olmak' olarak nitelendirerek, geçmişte yüksek faiz ve değerli TL politikasını savunanların, aslında kendi bilanço ve finansman maliyetlerini sıkıntıya sokacak bir yapının kapısını araladığını ifade ediyor. Okşak, Türkiye'nin ithal reçeteler yerine, kendi özgün koşullarına uygun, 'terzi dikimi' ekonomi politikalarına ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Yüksek Faiz-Düşük Kur: Servet Transferi Mekanizması mı?

Türkiye gibi ulusal parası rezerv para olmayan ve dövizle fiyatlama davranışının güçlü olduğu ülkelerde, 'yüksek faiz-düşük kur' politikası, TL'yi cazip tutarak dövize yönelimi engellemeyi ve kur artışını yavaşlatmayı amaçlıyor. Bu strateji, kısa vadede enflasyonu dizginlemeye yardımcı olsa da, uzun vadede fakirden zengine ve iç ekonomiden dışarıya doğru bir servet transferi mekanizmasına dönüşme riski taşıyor.

Bu politikada finansal varlığa sahip olan ve parasını mevduat gibi enstrümanlarda değerlendirebilen kesimler korunurken; krediyle dönen KOBİ'ler, stokla çalışan esnaflar ve sabit gelirliler daha dezavantajlı duruma düşüyor. Değerli TL ithalatı ucuzlatırken, ihracatçının rekabet gücünü zayıflatıyor. Bu durum, meselenin sadece enflasyonla mücadele olmadığını, aynı zamanda kimin hangi maliyeti üstlendiği sorusunu da gündeme getiriyor.

Okşak, geçmişte yaptığı öngörülerin bugün gerçekleştiğini belirterek, mevcut ekonomik dar koridordan çıkışın, üretim omurgasını kırmadan, ihracat pazarlarını kaybetmeden ve KOBİ'leri boğmadan, TL'ye güveni yeniden tesis ederek mümkün olacağını öne sürüyor. Bu çıkış yolunun detayları ise bir sonraki yazıda ele alınacak.

Paylaş: