Son Dakika

Uzman Uyardı: Türkiye ve İsrail Bölgesel Hakimiyet İçin Karşı Karşıya

Stockholm Üniversitesi'nden Dr. Howard Eissenstat, İran'ın zayıflamasıyla Türkiye ve İsrail arasında bölgesel güç mücadelesinin başladığını belirtti. İki ülke arasındaki rekabetin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Yönetici2 dakika okuma0 görüntülenme
Türkiye ve İsrail bayrakları yan yana, arka planda Ortadoğu haritası
Türkiye ve İsrail bayrakları yan yana, arka planda Ortadoğu haritası
Paylaş:

Stockholm Üniversitesi'nde Orta Doğu tarihi alanında uzman olan Dr. Howard Eissenstat, Türkiye ve İsrail arasında bölge hakimiyeti üzerine yaşanabilecek potansiyel bir rekabet konusunda dikkat çekici uyarılarda bulundu. Eissenstat, "Türkiye-İsrail Rekabeti, Bir Sonraki Büyük Ortadoğu Çatışması mı?" başlıklı analizinde, İran'ın ve bölgedeki müttefik ağlarının etkisinin azalmasıyla birlikte, Türkiye ve İsrail'in Orta Doğu'daki nüfuz mücadelesinde karşı karşıya geldiğini savundu.

İki ülkenin yakın gelecekte doğrudan bir askeri çatışmaya girmesi beklenmese de, her iki tarafın da bölge üzerinde egemenlik iddiasında bulunması, rekabetin sertleşme potansiyelini artırıyor. Eissenstat, Orta Doğu'nun geleceğini şekillendiren iki önemli aktör olarak tanımladığı Türkiye ve İsrail'in, yakın bir gelecekte güç dengeleri açısından mücadele edeceğini öngörüyor.

Güç Çatışması Şimdiden Başladı

Dr. Eissenstat, bu güç mücadelesinin fiilen başladığını ve son bir yıldan somut örneklerle desteklediğini belirtti. Analizinde, Nisan 2025'te İsrail'in Suriye'deki bazı üsleri, "Türkiye'nin kullanmaması amacıyla" vurduğu bilgisine yer verildi. İsrail o dönemde Suriye'ye yönelik saldırılarının gerekçesi olarak bu durumu açıklamıştı. ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Netanyahu'ya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile "bir anlaşmaya varması gerektiği" yönündeki tavsiyesinin tansiyonu bir süre düşürdüğü ancak İsrail'in saldırgan tutumunun bu durumu zorlaştırdığı ifade edildi.

Eissenstat'a göre Ankara, İsrail'i giderek artan bir şekilde "en acil bölgesel tehdit" olarak görmeye başlarken; İsrailli liderler de İran'ın askeri gücünün zayıflamasının ardından Türkiye'yi bölgesel üstünlüklerine yönelik "bir sonraki büyük rakip" olarak değerlendiriyor. Her iki tarafın da kısa vadede bir çatışma arayışında olmadığı ancak bölgesel güç boşluğunun derinleşmesiyle rekabetin kaçınılmaz olarak daha da kızışacağı vurgulandı.

İran Savaşının Etkisi

Dr. Eissenstat, Türkiye ve İsrail arasındaki beklenen çekişmenin, İran'ın bölgedeki etkisinin azalmasının hemen ardından daha belirgin hale geleceğini öne sürdü. İran'ın zayıflamasının, İsrail ve Türkiye arasındaki mevcut hassas dengeyi değiştirdiği belirtildi. Bu durumdan önce Türkiye'nin; Katar'a verdiği destek, Mısır'daki siyasi gelişmelere yönelik tutumu ve Suudi Arabistan ile yaşadığı gerilimler nedeniyle bölgesel olarak bir miktar yalnızlık yaşadığı analiz ediliyor. Aynı dönemde İsrail ise Körfez ülkelerinin İran ile yaşadığı sorunlardan faydalanarak konumunu güçlendirdi ve 2020'deki İbrahim Anlaşmaları ile önemli bir diplomatik ivme kazandı.

Ancak son dönemde İran'ın ve bölgedeki vekil güçlerinin zayıflatılması, bu dengeleri temelden değiştirdi. Eissenstat, İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü politikaların, Körfez ülkelerinin Tel Aviv ile yakınlaşma motivasyonunu azalttığını ifade etti. Buna karşılık Türkiye'nin ise birçok bölge ülkesi tarafından daha işlevsel ve gerekli bir ortak olarak görülmeye başlandığına dikkat çekildi.

Savaş Yakın mı?

Dr. Eissenstat, yakın gelecekte Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir savaşın olasılık dahilinde olmadığını düşünüyor. Ancak iki ülke arasındaki rekabetin geçici bir durumdan ziyade, yapısal bir özellik taşıdığı belirtiliyor. Her iki tarafın da tehdit algılarını birbirlerine yönlendirdiği ve özellikle Suriye gibi üçüncü ülkelerde yaşanabilecek krizlerin kontrolden çıkma riski taşıdığı vurgulanıyor. ABD'nin hala iki ülke arasındaki en önemli dengeleyici unsur olduğu ancak liderlerin mevcut durumu kalıcı bir çözüm olarak görmemesi endişeleri artırıyor. Mevcut durum, Ankara ile Tel Aviv arasındaki mücadelenin artık sadece Filistin meselesiyle sınırlı kalmayıp, yeni bölgesel düzenin liderliği etrafında genişleyen bir rekabete dönüştüğünü gösteriyor.

Paylaş: