Türkiye'nin Avrupa'daki Stratejik Hamlesi: AB Üyeliği Olmadan Nüfuz İnşası
Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri donmuş durumda olsa da, Türkiye'nin Avrupa'da sivil ve dini yapılanmalar aracılığıyla kurduğu stratejik nüfuz ağı dikkat çekiyor. Analistler, Ankara'nın 'fonksiyonel entegrasyon' modeliyle kıtada etkinliğini artırdığını belirtiyor.

Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki üyelik müzakereleri uzun süredir devam eden bir çıkmazda bulunurken, Ankara'nın AB'ye kurumsal olarak üye olamasa da Avrupa kıtasında önemli bir sivil ve dini yapılanma inşa ettiği öne sürüldü. İsrail merkezli Times of Israel gazetesinde yer alan bir analizde, Türkiye'nin Avrupa toplumlarının sosyal dokusuna işleyen işlevsel entegrasyon modelleriyle kıtada adeta paralel bir yönetim mekanizması kurduğu iddia edildi.
DONMUŞ MÜZAKERELER VE AÇIK NÜFUZ KANALLARI
Türkiye'nin AB'ye katılım süreci, açılan 16 müzakere başlığından sadece birinin kapatılabilmesiyle kağıt üzerinde donmuş bir dosya haline geldi. Kıbrıs sorunu gibi diplomatik engeller üyelik önündeki en büyük zorluklar olarak varlığını sürdürüyor. Ancak, AB'ye tam üyelik kapısı kapalı olsa da, Türkiye'nin Avrupa içindeki nüfuz kanallarının açık olduğu ve bu yolla etkinliğini artırdığı belirtiliyor.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI: STRATEJİK BİR DEVLET AYGITI
Analizde, Türkiye'nin Avrupa'daki en organize ve güçlü araçlarından birinin Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu vurgulanıyor. Avrupa ülkeleri tarafından uzun süre sadece dini bir organizasyon olarak görülen Diyanet'in, aslında sınır ötesine taşınmış geniş bir devlet idaresi gibi işlev gördüğü belirtiliyor. Diyanet'in 2025 yılı için planlanan yüksek bütçesi, kurumun sıradan bir dini yapılanma olmadığını, stratejik bir devlet aygıtı olarak konumlandığını gösteriyor. Kurumun 2024-2028 stratejik planı, diasporayı büyükelçilikler, konsolosluklar, dini danışmanlar ve dernekler aracılığıyla doğrudan Ankara'ya bağlamayı hedefliyor. Bu faaliyetlerin dini bir dil kullanılarak yürütülse de, temel amacının siyasi olduğu ifade ediliyor.
Almanya'daki imam yetiştirme ve görevlendirmelerine ilişkin Türkiye ile yapılan anlaşmalar, bu stratejinin somut örneklerinden biri olarak sunuluyor.
AVRUPA'DA BEŞ MİLYONU AŞKIN TÜRK NÜFUSU
Avrupa genelinde yaşayan ve Türkiye ile göç bağları bulunan 5 milyondan fazla Türk kökenli insan bulunuyor. Sadece Almanya'da yaklaşık 3 milyon kişinin Türkiye ile bağlantısı varken, AB genelinde 2 milyon civarında Türk vatandaşının oturum izni bulunuyor. Bu geniş nüfus kitlesinin, Türkiye tarafından bir tür sınır ötesi idari alan gibi yönetilme çabası, Avrupa devletlerinde egemenlik tartışmalarını beraberinde getiriyor. 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birçok Avrupa ülkesinde Türkiye ortalamasının üzerinde oy alması, bu durumun en net göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Konsolosluklar, camiler ve dernekler aracılığıyla yürütülen organize çalışmaların seçim sonuçları üzerindeki etkisi dikkat çekiyor.
TÜRKİYE'NİN ETKİ ALANI: KÜLTÜREL VE DİNİ FAALİYETLER
Türkiye'nin Balkanlar, Afrika ve Kuzey Kıbrıs'taki kültürel, dini ve eğitim faaliyetleri, analizde 'yeniden yerleşme' olarak nitelendiriliyor. Camiler, okullar, burs programları, kültür merkezleri ve dini kurumlar aracılığıyla nüfuz alanını genişleten Türkiye'nin, özellikle Arnavutluk'taki cami projeleri ve Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı gibi kurumların faaliyetleri örnek gösteriliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türk Devletleri Teşkilatı'nda gözlemci statüsü kazanması da Ankara'nın 'paralel meşruiyet inşası' çabaları arasında değerlendiriliyor.
BRÜKSEL'İN YENİ MEYDAN OKUMASI: NÜFUZ OPERASYONLARI
Avrupa Birliği, yabancı devletlerin sivil nüfuz operasyonlarına karşı yeni düzenlemeler getirme ihtiyacı hissediyor. Avrupa Komisyonu'nun 2023'te sunduğu 'Demokrasiyi Savunma Paketi', üçüncü ülkeler adına yürütülen lobicilik ve temsil faaliyetlerinin şeffaflaştırılmasını amaçlıyor. Analistler, Türkiye'nin Avrupa'ya nüfuz etmek için askeri veya siber yöntemlere başvurmadığını, bunun yerine Avrupa'nın kendi özgürlük alanlarını ve yasal çerçevelerini kullandığını belirtiyor. Avrupa'nın gelecekteki egemenliği, bu tür nüfuz operasyonlarını ne ölçüde kontrol altına alabileceğine bağlı olarak şekillenecek.
Analiz, Türkiye'nin AB'ye farklı bir yoldan, kurumsal üyelik yerine fonksiyonel ve aktarımlar yoluyla girdiği, kendi konumunu şimdiden sağlamlaştırdığı ve artık Avrupa'nın bu duruma uyum sağlaması gerektiği tespitiyle son buluyor.


