Türk Toplumunun NATO'ya Bakışı: Yüzde 30 Destek, Stratejik İhtiyaçlar ve Gelecek Vizyonu
Haber7 yazarı Prof. Dr. Faruk Taşcı'nın analizine göre, Türkiye NATO'da stratejik bir konuma sahip olmasına rağmen toplumun ittifaka desteği yüzde 30 seviyesinde. Bu durum, güvenlik politikalarında toplumsal meşruiyetin önemini vurguluyor.

NATO'nun son toplantıları vesilesiyle Türkiye'nin dış politika vizyonunun dengeli ve etkili olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" başlıklı NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen oturumlar, Türkiye'nin küresel güvenlik mimarisindeki yerini ve stratejik önemini ortaya koydu. Uzmanlar, Türkiye'nin artık sadece güvenilir bir müttefik olmanın ötesinde, kendi güvenliğini üretebilen, kritik teknolojiler geliştirebilen ve stratejik özerkliğini NATO kapasitesine entegre edebilen nadir aktörlerden biri haline geldiğini belirtti. Bu durum, Türkiye'yi NATO'nun en stratejik ve güçlü üyelerinden biri konumuna yükseltiyor.
Türk Halkının NATO'ya Mesafeli Bakışı
Tüm bu stratejik önemine rağmen, Türkiye'de toplumun NATO'ya bakışı dikkat çekici bir şekilde mesafeli. Milli İstihbarat Akademisi'nin "Ankara Zirvesi NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye" başlıklı raporu, güvenliğin sadece askeri boyutla sınırlı olmadığını, ekonomik ve toplumsal unsurları da kapsayan bütünleşik bir mimariye dönüştüğünü vurguluyor. Bu bağlamda, toplumun güvenlik politikalarına yönelik tutumu, kriz anlarındaki direnci ve devlete olan güveni, millî güvenliğin ayrılmaz parçaları olarak öne çıkıyor. Kolektif caydırıcılık artık sadece askeri güçle değil, savunma sanayii, yapay zeka, siber güvenlik ve toplumsal direnç gibi unsurlarla da ölçülüyor.
Pew Research Center'ın 23 Temmuz 2025 tarihli araştırmasına göre, Türkiye'de halkın yalnızca yüzde 30'u NATO'ya olumlu bakıyor. Bu oran, NATO'ya en olumsuz bakan iki ülkeden biri olan Türkiye'yi, Polonya (%81), Almanya (%73) ve İsveç (%72) gibi ülkelere kıyasla oldukça farklı bir noktaya taşıyor. NATO üyesi ülkelerde olumlu bakış ortalaması ise yüzde 66 seviyesinde bulunuyor. Türk toplumunun NATO'ya düşük desteği yeni bir durum değil; 2010'ların başından 2019'a kadar bu oran yüzde 15-25 arasında seyretti. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası güvenlik endişeleriyle 2024'te yüzde 42'ye yükselse de, 2025 itibarıyla tekrar yüzde 30'a gerilemiş durumda.
Gelecek Vizyonu: Stratejik Özerklik ve İslam Dünyası ile İşbirliği
Bu toplumsal gerçeklik, güvenlik politikalarının sürdürülebilirliği açısından toplumsal meşruiyetin ve güvenin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Güvenlik sadece devletlerin kurduğu ittifaklarla sağlanamaz; toplumun desteği de en az askeri kapasite kadar önemli. Ancak mevcut jeopolitik konum, Türkiye'nin NATO'dan kopmasını gerçekçi bir seçenek haline getirmiyor. Türkiye, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada NATO'nun sunduğu imkanlardan yararlanmaya devam edecek.
Bununla birlikte, bu durumun Türkiye'nin kendi güvenlik mimarisini geliştirme çabalarına engel olmaması gerektiği vurgulanıyor. Merhum Necmettin Erbakan'ın D-8 vizyonu ve Prof. Dr. Sabahattin Zaim'in İslam dünyasının iktisadi ve kurumsal bütünleşmesinin güvenlik alanında da ortak kapasite oluşturacağı yönündeki görüşleri hatırlatılıyor. Günümüzde, İslam ülkelerinin savunma sanayii, teknoloji, istihbarat ve ortak güvenlik mekanizmalarında daha fazla işbirliği geliştirmesi, romantik bir hayal olmaktan çıkıp stratejik bir ihtiyaç olarak görülüyor.
Sonuç olarak, Türkiye'nin önünde iki temel görev bulunuyor: Birincisi, NATO içinde milli menfaatlerini en üst düzeyde koruyarak stratejik ağırlığını sürdürmek. İkincisi ise, İslam dünyasının kendi güvenlik ve savunma kapasitesini oluşturacak kurumsal yapıları inşa etmede öncü rol oynamak ve bu alandaki toplumsal desteği güçlendirmek. Türkiye, NATO'ya mecbur olsa da, geleceğini tamamen bu ittifaka emanet etmek zorunda değil.



