Son Dakika

Toplumsal Dayanışma ve Güven: Ahbap-Çavuş İlişkileriyle Yürür mü?

Afetler sonrası toplumsal dayanışma ve güven ilişkileri mercek altına alınıyor. Ahbap Derneği'ne yönelik iddiaların ardından, kurumsal güven, hesap verebilirlik ve şeffaflık kavramları öne çıkıyor. Uzmanlar, dayanışmanın sürdürülebilirliği için kurumsal yapıların önemine dikkat çekiyor.

Deniz O.3 dakika okuma1 görüntülenme
Toplumsal dayanışma ve güven kavramlarının önemi üzerine bir analiz.
Toplumsal dayanışma ve güven kavramlarının önemi üzerine bir analiz.
Paylaş:

Büyük afetler, toplumların hem fiziksel hem de kurumsal yapılarını sınayan olağanüstü dönemlerdir. Afetin ilk aşamasında arama-kurtarma, sağlık hizmetleri ve temel ihtiyaçların karşılanması gibi acil konular öncelik alırken, krizin atlatılmasının ardından tartışmaların odağı genellikle kurumsal güven, yönetişim ve toplumsal meşruiyet eksenine kaymaktadır. Bu süreçler, belirli kurumların performans değerlendirmelerinden ziyade, bir toplumun ortak hareket etme kapasitesini belirleyen güven ilişkilerinin yeniden şekillendiği dönemlerdir.

Afet Sonrası Güven Tartışmaları ve Kurumsal Yapılar

Haluk Levent ve Ahbap Derneği etrafında kamuoyuna yansıyan iddiaların hukuki süreçlerle aydınlatılması beklenirken, bu iddiaların güven duygusu üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez. Güven, toplumların en önemli kurumsal sermayelerinden biridir. Bir kamu kurumunun veya sivil toplum kuruluşunun işlevini sürdürebilmesi, sahip olduğu maddi imkanlardan önce topluma duyulan güvene bağlıdır. Güvenin varlığı, insanların kaynak seferber etmesini, yetki devretmesini ve ortak amaçlar doğrultusunda iş birliği yapmasını kolaylaştırır. Güvenin zayıfladığı yerlerde ise aynı faaliyetlerin yürütülmesi daha yüksek maliyetler gerektirir ve denetim mekanizmalarının artması, bürokrasinin ağırlaşması gibi sonuçlar doğurabilir.

Afet dönemlerinde bu durum daha da belirginleşir. Bağış yapan bireyler, aktardıkları kaynağın tedarik zincirinden ihtiyaç sahibine ulaşana kadar tüm aşamalarını takip edemezler. Bu noktada güven, bireysel bir kanaat olmaktan çıkarak kurumsal işleyişi mümkün kılan temel bir mekanizmaya dönüşür. İnsanlar, bağışlarının her aşamasını doğrulayabildikleri için değil, bunu yapmaya gerek bırakmayacak ölçüde güvendikleri için bağışta bulunurlar. Bu güvenin kaynağı ise kişisel sempati veya popülerlikten ziyade, kurumların hesap verebilirliği, denetlenebilirliği ve öngörülebilirliği olmalıdır. Güvenin kalıcı olması, kurumsal süreçlerin kişilere değil, kurallara ve mekanizmalara bağlı olmasına bağlıdır.

Hesap Verebilirlik ve Şeffaflığın Önemi

6 Şubat 2023 depremleri sonrasında dijital iletişim ortamlarının etkisiyle Kızılay üzerinde bir güven erozyonu yaşanırken, bazı sivil toplum kuruluşlarına, özellikle Ahbap'a yoğun toplumsal destek sağlanmıştı. Ancak zamanla Ahbap'a verilen desteğin kullanım biçimiyle ilgili iddialar gündeme gelerek, bağış yönetimi, kurumsal işleyiş ve mali süreçler tartışılmaya başlandı. Bu noktada, iddialara salt bir 'mahalle' saikiyle karşı çıkmak veya tam tersine iddiaları kesin doğru kabul etmek yerine, hukuki ve ahlaki çerçevede değerlendirme yapmak esastır.

Kamu kurumlarına duyulan güvenin aşınması, sivil toplumu güçlendirmez. Aynı şekilde sivil toplum kuruluşlarına yönelik güvenin zedelenmesi de kamu kurumlarının meşruiyetini otomatik olarak artırmaz. Uzun vadede güvenin genel düzeyindeki azalma, bu ekosistemin tüm aktörlerini olumsuz etkiler. Afet yönetimi, merkezi idare, yerel yönetimler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşlar arasında güçlü bir koordinasyon gerektiren çok aktörlü bir alandır. Kamu ile sivil toplum arasında rekabet yerine iş bölümü ve tamamlayıcılık ilişkisi kurmak, afetlere müdahalenin etkinliğini artırır.

Büyük ölçekli bağış kampanyaları yöneten kuruluşlar, mali kaynak büyüdükçe karmaşıklaşan karar alma süreçleri, artan mali kontrol ihtiyacı ve kurumsal kapasitenin sürekli geliştirilmesi zorunluluğu gibi yönetişim sorunlarıyla karşı karşıya kalır. Kurumsal yapının büyüme hızının, yönetilen kaynakların büyüme hızının gerisinde kalması, yönetsel riskler doğurabilir. Bu risklerin varlığı, hukuka aykırı bir fiilin gerçekleştiği anlamına gelmese de, güçlü iç denetim, bağımsız dış denetim ve şeffaf raporlama mekanizmalarının önemini vurgular.

Hesap verebilirlik, güven eksikliğinin bir sonucu değil, güvenin kurumsallaşmış biçimidir. Kamu adına faaliyet yürüten veya kamusal güvene dayanarak kaynak toplayan her organizasyon, faaliyetlerini açıklayabilmeli, mali süreçlerini denetime açabilmeli ve yönetsel kararlarını kamuoyunun değerlendirmesine sunabilmelidir. Şeffaflık ve denetlenebilirlik, özellikle gönüllülük esasına dayalı kuruluşlar için meşruiyetin temelini oluşturur. Dijital iletişim ortamlarının hızlandırdığı bilgi akışı, doğrulanmamış bilgilerin yayılımını da kolaylaştırarak kamuoyunda oluşan algı ile hukuki gerçeklik arasında farklılıklar yaratabilmektedir. Bu durum, hem haksız itham riskini artırmakta hem de sağlıklı tartışma zeminini zayıflatmaktadır.

Toplumsal dayanışma, afet zamanlarında ortaya çıkan geçici bir duygu refleksinden öte, kurumsal güven üzerine inşa edilen sürdürülebilir bir kamusal kapasitedir. Bu kapasitenin korunması, kişilere duyulan güvenin artırılmasından çok, güven üreten kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesine bağlıdır. Toplumların dayanıklılığını belirleyen unsur, kriz anlarında ortaya çıkan iyi niyetin yanı sıra, o iyi niyeti kalıcı ve denetlenebilir kamusal değere dönüştürebilen kurumsal yapılardır.

Paylaş: