Mütareke İstanbul'undan Şeytan Adası'na Bir Esaret Hikayesi: Mehmet Ali Kayan'ın Otobiyografisi
İşgal altındaki İstanbul'dan Fransızların korkunç ceza kolonisi Şeytan Adası'na sürgün edilen Mehmet Ali Kayan'ın hayat mücadelesi, otobiyografik bir kitapla gün yüzüne çıktı.

Fransızların Güney Amerika'daki sömürgesi olan ve 19. yüzyıldan 20. yüzyıla dek bir sürgün ve ceza adası olarak kullanılan Şeytan Adası, tarihte pek çok mahkumun acı dolu hikayelerine sahne oldu. Çoğunluğu Fransız mahkumların oluşturduğu bu adaya, farklı milletlerden ve bölgelerden de pek çok kişi gönderildi. Ünlü yazar Emile Zola'nın Alfred Dreyfus davası üzerine yazdığı 'J’accuse' (Suçluyorum) ve Henry Charriere'in neredeyse kaçılması imkansız bir yerden kaçışını anlattığı 'Kelebek' romanı, Şeytan Adası'nın bilinen önemli eserlerindendir. Bu roman daha sonra Steve McQueen'in başrolünde olduğu bir filmle de sinemaya uyarlandı.
Türkiye'nin yakın tarihinde, İstanbul'un işgal altında olduğu Mütareke Dönemi'nde de Türk vatandaşlarının Şeytan Adası'na sürüldüğü biliniyor. Bu isimlerden biri de Mehmet Ali Kayan'dır. Hasan İzzettin Dinamo ve Nezih Uzel'in Mehmet Ali Kayan ile yaptıkları görüşmeler ve Kayan'ın kendi anlatımları, "Türk Kelebeği" adlı romanın ilham kaynağı oldu. Bu otobiyografik çalışma ise, Kayan'ın işgal altındaki İstanbul'dan başlayıp Atlas Okyanusu'ndaki bu dehşet verici adaya uzanan yolculuğunu ve hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.
Mehmet Ali Kayan'ın Adadaki Hayat Mücadelesi
Mehmet Ali Kayan'ın otobiyografisi, sadece bir sürgün hikayesi olmanın ötesinde, bir vatanseverin yaşadığı zorlukları ve umut dolu bekleyişini gözler önüne seriyor. Kitapta, Kayan'ın işgal altındaki İstanbul'da tanık olduğu olaylar, Halide Edip'in mitingine şahitlik etmesi, tutuklanışı ve ardından Fransızlar tarafından Şeytan Adası'na sürgün edilişi ayrıntılarıyla aktarılıyor. Tropikal iklimin zorlu koşullarında, dillere destan bir ceza bölgesinde hayatta kalma mücadelesi veren Kayan'ın, Millî Mücadele arefesindeki vatanına dönme hayali ve bu uğurda gösterdiği kaçma denemeleri de kitabın önemli bölümlerini oluşturuyor. Kendi ağzından anlatılan bu çarpıcı öykü, okuyucuyu dehşet, korku, umut ve hayatta kalma içgüdüsünün harmanlandığı bir maceraya sürüklüyor.
Şeytan Adası: Tarihin En Korkunç Ceza Kolonilerinden Biri
Şeytan Adası, 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başları arasında Fransa'nın en acımasız sürgün ve cezaevi kolonisi olarak tarihe geçti. Güney Amerika kıyılarında yer alan bu adada mahkumların yüzde 90'ının hayatını kaybettiği belirtiliyor. Mehmet Ali Kayan'ın otobiyografisi, bu korkunç adayı bizzat yaşamış bir mahkumun gözünden anlatmasıyla bir ilke imza atıyor. Kitap, bu dehşet verici yerle ilgili daha önceki disiplinlerarası eserlere de atıfta bulunuyor, özellikle Henri Charriere'in popüler romanı 'Kelebek'e vurgu yapıyor. Kayan'ın anlatımı, okuyucuya sadece bir bireyin değil, aynı zamanda o dönemin zorlu koşulları ve adaletsiz sistemin bir portresini sunuyor.
Kitaptan alınan şu cümle, Kayan'ın hayata tutunma azmini özetliyor: "Ölümden korksaydım şimdiye kadar bin defa ölürdüm. Her gün ölürdüm fakat şimdi Allah gecinden versin bir defa öleceğim..." Bu sözler, zorluklar karşısında yılmayan bir ruhun yansıması olarak öne çıkıyor.



