Musalla Taşı Eşitler: Mahalle, Sınıf, Rütbe Yoktur
Ölümün kaçınılmazlığı karşısında tüm sosyal statülerin ve ayrılıkların anlamsızlaştığına dikkat çeken Özcan Ünlü, musalla taşının herkesi eşitlediğini vurguluyor.

Yazar Özcan Ünlü, 'Musalla Taşında Mahalle Yoktur' başlıklı yazısında, ölümün evrensel ve mutlak adalet mekanizması olduğunu belirterek, hiçbir sosyal statü, sınıf veya ayrımın bu kaçınılmaz gerçek karşısında bir anlam taşımadığını ifade etti. Geçtiğimiz günlerde bir sanatçının ölümü üzerinden başlayan tartışmalara atıfta bulunan Ünlü, ölümün insanları eşit bir zeminde buluşturduğunu vurguladı.
Ünlü, musalla taşının bir mahkeme kürsüsü veya aklama makamı olmadığını, yalnızca fâniliğin ve insanlığın tescillendiği bir nokta olduğunu belirtti. Hem sahne ışıklarının altında büyük bir aktör olmanın hem de bir fabrikanın loş ışığında alın teri dökmenin, yahut bir köyde toprağı işlemenin veya bir kütüphanede felsefe yapmanın son durağının aynı musalla taşı olduğunu söyledi. Ölümün, yeryüzündeki tüm sahte hiyerarşileri ortadan kaldırdığını ve herkesi aynı beyaz kefene büründürdüğünü dile getirdi.
Ölümün Kaçınılmazlığı ve Toplumsal Eşitlik
Yazısında, cenaze törenlerinde yaşanan tartışmaların ve farklı yorumların, aslında ölen kişinin değil, geride kalanların kendi içsel çatışmalarından kaynaklandığını savundu. Bir tarafın öfkeyle geçmişi sorgularken, diğer tarafın aceleyle bir kutsallık atfetmeye çalıştığını, ancak her iki yaklaşımın da hafıza eksikliğinden beslendiğini belirtti. Ünlü, gerçek entelektüel ve ahlaki olgunluğun, bir insanı tüm kusurları ve başarılarıyla bir bütün olarak görebilmekten geçtiğini ifade etti. Sanatın, insanın yaralarına ayna tuttuğunu, ancak bu aynanın arkasındaki elin kusursuz olmasının gerekmediğini söyledi. Aynaya tepki gösterip hakikati reddetmenin ya da aynayı kutsallaştırmanın beyhude olduğunu belirtti.
İrfan ve İbret Alma Vakti
Türk topraklarının kadim irfanına göre, cenaze musalla taşına konulduğunda tartışmaların ve kavgaların durması gerektiğini hatırlatan Ünlü, bu anın ne hesap sorma ne de geçmişi makyajlama zamanı olduğunu vurguladı. Sanatçıyı yaşarken siyasi kalıplara sıkıştırmanın veya öldükten sonra kusursuz bir figür haline getirmenin, insanı insansızlaştırmak olduğunu savundu. Nurettin Topçu'nun “içsel ahlak isyanı” çağrısına atıfta bulunarak, ait olunan mahallelerin ezberlerinden sıyrılıp ölümün büyük sessizliğine kulak verilmesi gerektiğini belirtti. Tabutun etrafındaki sessizliğin, dünyevi kavgaların mutlak sükûneti bozmaya değmediğini fısıldadığını dile getirdi. Son olarak, ölenden geriye kalan estetik mirası zamanın süzgecine bırakmak ve insanî kusurları tarihe teslim etmek gerektiğini, bunun dışındaki her türlü söylemin ölümün çıplaklığı karşısında riyakâr bir gürültüden ibaret olduğunu ifade etti. Ölümün, hepimizi eşitleyecek en büyük öğretmen olduğunu söyledi.



