Libya'da ABD İlgisi Yeniden Artarken Türkiye'nin Kilit Rolü Ön Plana Çıkıyor
ABD'nin Libya'daki diplomatik temaslarını yoğunlaştırması, ülkenin geleceğine dair yeni senaryoları gündeme getirirken, Türkiye'nin sahadaki etkinliği ve iki tarafla kurduğu köprüler dikkat çekiyor.

Libya, son dönemde yeniden uluslararası diplomasinin merkezine otururken, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) bölgedeki temaslarını artırması dikkat çekti. ABD'nin Afrika Özel Temsilcisi aracılığıyla yürüttüğü görüşmeler, Trablus'taki Ulusal Birlik Hükümeti ile Bingazi merkezli Doğu yönetimi arasında bir uzlaşı zemini oluşturmayı amaçlıyor. Milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, yeni petrol arama ruhsatları ve enerji gelirlerinin paylaşımı gibi konular, ABD'nin Libya'ya olan ilgisini yeniden canlandıran temel faktörler olarak öne çıkıyor.
Ancak kağıt üzerindeki bu senaryoların aksine, sahadaki gerçeklikte Türkiye'nin belirleyici rolü devam ediyor. Hem Trablus'ta hem de Bingazi'de, uluslararası aktörlerin yanı sıra Türkiye'nin de görüşlerinin alındığı ve hesaba katıldığı bir durum hakim. Bu durum, Türkiye'yi Libya'daki denklemin anahtar oyuncusu haline getiriyor.
Libya'da Türkiye'nin Çok Kanallı Diplomasisi
Libya'nın 2011 sonrası süreçte yaşadığı istikrarsızlık, genellikle dış aktörlerin desteklediği vekalet savaşları üzerinden şekillendi. Rusya, Fransa, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Doğu'daki Hafter güçlerini desteklerken, Trablus yönetimi uluslararası meşruiyetin adresi olarak kaldı. Türkiye ise 2019'da Hafter güçlerinin başkent Trablus'a yönelik harekatını askeri desteğiyle durdurarak, Trablus hükümetinin ayakta kalmasında kritik rol oynadı.
Türkiye'nin bu süreçteki en dikkat çekici adımı, pek çok ülkenin aksine, çatışan taraflardan birini düşman ilan etmek yerine, her iki tarafla da diyalog kanalları açık tutması oldu. Batı'daki müttefikliğini sürdürürken, bir zamanlar karşı cephede yer alan Doğu yönetimiyle de ilişkilerini geliştirdi. Hafter'in oğlu ve Libya Ulusal Ordusu komutan yardımcısı Saddam Hafter'in Ankara'yı sıkça ziyaret etmesi, bu politikanın somut bir göstergesi. Geçmişte Türkiye karşıtı söylemleriyle bilinen bazı isimlerin dahi Ankara'ya gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi, bu açılımın boyutunu ortaya koyuyor. Bingazi'de Türk şirketlerinin altyapı ve yeniden inşa projelerinde yer alması, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) Bingazi'de de faaliyet göstermeye başlaması ve Türk savaş gemilerinin Bingazi limanında demir atması, Türkiye'nin Libya'nın her iki yakasında da kalıcı bir varlık göstergesi olarak değerlendiriliyor.
MİT'in İstihbarat Diplomasisi ve Güven Faktörü
Libya'daki çok kanallı diplomatik sürecin görünmeyen ancak belirleyici unsurlarından biri de istihbarat hattı olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Libya gibi devlet kurumlarının zayıfladığı ve gücün farklı aktörlere dağıldığı bir coğrafyada, sadece bilgi toplamakla kalmayıp aynı zamanda fiili bir diplomatik motor görevi üstleniyor. Sahadaki silahlı gruplar, aile reisleri ve istihbarat şefleriyle doğrudan ve güvene dayalı temas kurabilme yeteneği, MİT'in bu süreçteki önemini artırıyor.
İbrahim Kalın'ın liderliğindeki MİT'in, Libya'nın siyasi ve askeri kurumlarının yeniden bütünleşmesi çabalarına katkıda bulunması, bu rolün altını çiziyor. Doğu Libya medyasında, bu temasların “tek ordu, tek devlet” hedefiyle ilişkilendirilmesi, Türk istihbaratının Libya'nın iç bütünleşmesinde aktif bir rol üstlendiğini gösteriyor. İstihbarat diplomasisi, Türkiye'ye iki önemli avantaj sağlıyor: Birincisi, resmi kanalların taşıyamayacağı mesajların sessizce iletilmesine olanak tanıyan esneklik. İkincisi ise, saha aktörlerinin bir bakandan çok, doğrudan temas kurdukları ve güven duydukları bir muhatabın taahhütlerine itimat etmesiyle oluşan güvenilirlik. MİT'in Libya'da yıllardır biriktirdiği bu güven sermayesi, Türkiye'nin elindeki en büyük kozlardan biri olarak görülüyor.
Çatışmasızlık Ortamı ve Türkiye'nin Rolü
Türkiye'nin Libya'daki en önemli başarılarından biri, 2020 güvenlik anlaşmasından bu yana bölgede büyük çaplı bir sıcak çatışmanın yaşanmamış olması. Bu



