İran Ateşkesi Sonrası Gözler Türkiye'ye Çevrildi: İsrail'in Yeni Hedefi mi?
ABD ve İran arasında varılan 107 günlük ateşkesin ardından uluslararası arenada dengeler değişirken, İsrail'in yeni stratejik hedeflerinin Türkiye olabileceği yorumları öne çıkıyor. Gazze'deki durum ve bölgesel dengeler mercek altına alınıyor.

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında 107 gün süren çatışmaların ardından sağlanan mutabakat, küresel piyasalarda olumlu yankı bulsa da, bölgedeki kalıcı barışın temelleri hakkındaki soru işaretlerini artırıyor. Bu süreçte yaşananlar, uluslararası ilişkilerdeki güç dengelerini ve gelecekteki stratejik hamleleri yeniden şekillendiriyor.
İran Mutabakatı ve Sembolik Mesajlar
İran ile varılan anlaşmanın, ABD Başkanı Donald Trump tarafından G7 Zirvesi sırasında, Birinci Dünya Savaşı'nı bitiren ve İkinci Dünya Savaşı'nın da nedenlerinden biri olarak gösterilen Versay Anlaşması'nın imzalandığı Versay Sarayı'nda imzalanması, sembolik açıdan dikkat çekici bulundu. Trump'ın "Hiç kolay olmadı" sözleri ve anlaşmadan 60 gün sonra istenilenlerin gerçekleşmemesi halinde bombardımana geri dönebilecekleri yönündeki açıklaması, varılan mutabakatın kalıcı bir ateşkesten ziyade, geçici bir nefes alma süresi olabileceği yorumlarını beraberinde getirdi.
Bu 107 günlük çatışma sürecinde, ABD'nin imajının çizildiği, İsrail'in güdümünde hareket ettiği ve ara seçimler öncesi güç kaybettiği yönünde analizler yapıldı. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidine karşı ABD Donanması'nın yetersiz kaldığı, silah stoklarının tükendiği ve İran'a uygulanan yaptırımların ekonomik hedeflerine ulaşamadığı belirtildi. Öte yandan İsrail'in dokunulmazlık algısının zedelendiği ve Körfez ülkelerindeki cazibesinin azaldığı ifade edildi. Anlaşma sonucunda İran'a el konulan paraların iade edileceği, 300 milyar dolarlık fon sağlanacağı, zenginleştirilmiş uranyumlarının ABD'ye gitmeyeceği ve petrol yaptırımlarının kalkacağı bilgisi paylaşıldı. Trump'ın bu anlaşmayı bir zafer olarak sunması, hem kendi kamuoyuna hem de dünya kamuoyuna yönelik bir mesaj olarak değerlendirildi.
İsrail'in Kazanımları ve Netanyahu'nun Konumu
İsrail açısından bakıldığında, hava savunma sistemlerinin zorlandığı görülse de, Başbakan Netanyahu yönetimindeki Tel Aviv'in bazı kazanımları olduğu belirtildi. Hamas'tan esirlerin teslim alınması, ateşkes sonrası Gazze'yi bombalamaya devam edilmesi ve anlaşmada Gazze ile ilgili herhangi bir madde bulunmaması dikkat çekti. Ayrıca İsrail'in Lübnan'daki işgalini genişlettiği ve Amerika'nın çekilme çağrılarına rağmen geri adım atmadığı kaydedildi. Netanyahu'nun, savaşı sürdürerek kendisine yönelik yolsuzluk soruşturmalarını engellediği ve koltuğunda oturmaya devam ettiği ifade edildi. Bu durumun, Amerikan yönetimi açısından daha fazla yıpratıcı olduğu yorumu yapıldı.
Trump ile Netanyahu arasındaki ilişkinin de dalgalı bir seyir izlediği gözlemlendi. ABD ile İran arasındaki anlaşmanın duyurulduğu gün İsrail'in Beyrut'u bombalaması ve Trump'ın buna "Memnun değilim" şeklinde tepki göstermesi, bu gerilimin bir göstergesi olarak kabul edildi. ABD hükümetinin, anlaşmadaki maddeleri İsrail ile paylaşmadığı ve Başkan Yardımcısı Vance'in İsrail'i eleştiren açıklamalar yaptığı belirtildi. Bu durumun, Trump'ın kendi menfaatleri doğrultusunda barış tercihini kullandığı ve Cumhuriyetçi seçmenin gönlünü kazanmak istediği şeklinde yorumlandı. Öte yandan, Epstein dosyaları gibi hassas konuların, İsrail'in oyun dışı bırakılarak İran ile anlaşılmasıyla yeniden gündeme gelebileceği öngörüldü.
Türkiye'nin Bölgesel Rolü ve İsrail'in Yeni Stratejik Odakları
İsrail'de olası bir koltuk değişiminin ve bunun bölgesel etkilerinin de değerlendirildiği haberde, Netanyahu'nun siyasi kariyerinin sona ermesi durumunda yerine gelecek liderin de İran'a karşı sert bir duruş sergileyeceği belirtildi. "Yeni İran, Türkiye'dir" gibi ifadelerin İsrail basınında yer bulmaya başladığına dikkat çekildi. Trump'ın öncülük ettiği İbrahim Anlaşmaları'nın, İran mutabakatı ile birlikte değerlendirildiği ve Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerin oluşturduğu yeni bölgesel iradenin bu anlaşmaların önündeki en ciddi engel olarak görüldüğü ifade edildi. Bu durumun, İsrail'in Türkiye'yi hedef almasının sebeplerinden biri olarak öne sürüldüğü belirtildi.
Jerusalem Post gibi İsrail yayın organlarında yer alan analizlerde, Türkiye'nin stratejik adımlarına ve bölgesel nüfuzunu artırmasına yönelik endişelerin dile getirildiği aktarıldı. Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrini çerçevesindeki askeri hazırlıklarının ve sınır ötesinde nüfuz inşa etmek için kullandığı yöntemlerin İsrail tarafından yakından takip edildiği vurgulandı. Türkiye'nin Afrika'daki açılımlarına karşılık olarak İsrail'in Somaliland hamlesiyle yanıt vermeye çalıştığı, bölücülük üzerinden güvende hissetme stratejisinin sürdüğü ifade edildi. Ancak İsrail'in, bölgede yeniden kabul görmek için Amerika ve Batı'ya muhtaç hale geldiği belirtildi. Türkiye'nin ise ne bir vekil güç ne de yalnızlaşmış bir İran gibi olmadığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politika vizyonunun ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın diplomatik temaslarının Türkiye'nin stratejik özerkliğini koruma iradesini gösterdiği kaydedildi.
Haber, İsrail'in küresel yalnızlığı, Netanyahu'nun siyasi durumu, Amerikan elitlerindeki değişim ve Türkiye'nin bölgesel ağırlığının kabul görmesi gibi son dönemin görünür gelişmelerine dikkat çekerek, İsrail'in Türkiye'ye yönelik bir güvenlik mimarisi tartışması başlatmasının dahi önemli bir gelişme olduğunu vurguluyor.

