Son Dakika

Döviz Kazancına Vergi Çözüm Mü? Uzman Görüşüyle Değerlendirildi

Ekonomi yazarı İsmail Vefa Ak, döviz kazançlarının vergilendirilmesi önerisini mercek altına aldı. Ak'a göre bu tür uygulamalar kalıcı çözüm sunmuyor, aksine ekonomik sorunların temel nedenlerini göz ardı ediyor.

Deniz O.3 dakika okuma0 görüntülenme
Ekonomi yazarı İsmail Vefa Ak'ın döviz kazançlarının vergilendirilmesiyle ilgili makalesini temsil eden bir görsel.
Ekonomi yazarı İsmail Vefa Ak'ın döviz kazançlarının vergilendirilmesiyle ilgili makalesini temsil eden bir görsel.
Paylaş:

Ekonomi yazarı İsmail Vefa Ak, Türkiye ekonomisini sadece faiz, döviz kuru ve enflasyon gibi göstergeler üzerinden değerlendirme eğilimini eleştirerek, daha geniş bir perspektifin gerekliliğini vurguladı. Ak, nüfus yapısından eğitime, teknolojiden jeopolitik risklere kadar pek çok unsurun ekonomiyi etkilediğini belirtti. Merkez Bankası'nın politika faizini sabit tutma kararının ardından gelen eleştirilere de değinen Ak, bu eleştirilerin ekonomide son üç yılda yaşanan değişimlerin öncesini göz ardı ettiğini ifade etti. Üç yıl önceki ekonomi yönetimi değişikliğinin bilinçli bir tercih olduğunu ve belirlenen hedefler doğrultusunda yapıldığını hatırlatan Ak, sorunların tamamını bu kısa döneme yüklemenin yüzeysel bir değerlendirme olduğunu savundu.

Döviz Kazançlarının Vergilendirilmesi: Kolay Bir Çözüm mü?

Bazı yayın organlarında, Merkez Bankası'nın para politikalarını eleştiren ve ekonominin birikmiş sorunlarını tek hamlede çözecek reçeteler sunan bir yaklaşım görüldüğünü belirten Ak, bu önerilerden birinin de bireylerin döviz kazançlarının vergilendirilmesi olduğunu söyledi. Bu yöntemin döviz talebini azaltacağı, Türk lirasını koruyacağı, kur ve enflasyon artışını yavaşlatacağı ve faizlerin düşürülmesine imkan tanıyacağı öne sürülüyor. Ak, bu mantığın oldukça basit göründüğünü ancak geçmişte benzer denemelerin yapıldığını ve sonuçlarının beklendiği gibi olmadığını ifade etti.

Geçmiş Deneyimler ve Döviz Talebi Dinamikleri

Ak, döviz talebini vergi yoluyla azaltma fikrinin Türkiye için yeni olmadığını hatırlattı. 2020 yılında kambiyo işlemlerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi'nin (BSMV) %1'e çıkarıldığını, ancak bu adımın döviz talebini durdurmaya yetmediğini belirtti. O dönemdeki beklentilerdeki bozulma ve çeşitli ekonomik gelişmelerin döviz ve altına olan talebi güçlendirdiğini, bu nedenle %1'lik vergi oranının sadece dört ay uygulanabildiğini ve yeniden binde 2'ye indirildiğini hatırlattı. Ak, döviz talebinin artışında verginin tek başına etkili olmadığını, koronavirüs salgını, kredi genişlemesi, enflasyon beklentileri ve küresel belirsizlikler gibi birçok faktörün rol oynadığını vurguladı. Mevcut durumda BSMV'nin binde 2 olmasına rağmen Türk lirası mevduatın payının %60'ın üzerine çıkmasının, vatandaşın liraya yönelmesinde verginin değil, başka unsurların daha etkili olduğunu gösterdiğini belirtti.

Döviz Talebi: Sebep mi, Sonuç mu?

Ak, bireylerin döviz kazançlarının vergilendirilmediği için Türkiye'nin enflasyon, faiz ve kur üçgenine sıkıştığı yönündeki argümanın sebep ile sonucu tersine çevirdiğini savundu. İnsanların dövize yönelmesinin enflasyonu artıran bir sebep değil, aksine enflasyonun yükselmesi, Türk lirasının satın alma gücünün azalması ve geleceğe dair belirsizliklerin artması gibi nedenlerin bir sonucu olduğunu belirtti. Döviz talebinin bir sarmala dönüşerek kur üzerindeki baskıyı artırabildiğini kabul eden Ak, ancak sorunu büyüten unsur ile onu doğuran temel sebebi karıştırmamak gerektiğini vurguladı.

Spekülasyonla Mücadelede Verginin Yeri

Döviz kazançlarına vergi getirilmesi önerisinin bir diğer gerekçesinin spekülatif kazançları önlemek olduğunu belirten Ak, şirketlerin kur farkı kazançlarının vergilendirildiğini ancak bireylerin bu tür gelirlerinin vergi dışında kaldığını dile getirdi. Ancak Ak, verginin spekülasyonu tamamen önleyemeyeceğini, vergi yükseldikçe talebin fiziki dövize, altına, kripto varlıklara veya yurt dışı hesaplara kayabileceğini ve paranın kayıtlı sistem dışına çıkabileceğini öne sürdü. Ayrıca, bankalarda tutulan dövizlerin tamamının spekülatif kabul edilmesinin doğru olmadığını, yurt dışı eğitim, sağlık giderleri, döviz borcu veya birikimlerin değerini koruma gibi meşru nedenlerle döviz tutanların da bulunduğunu hatırlattı.

Kalıcı Çözümler İçin Gerekenler

Ak, enflasyonun kalıcı olarak düşmesi ve döviz kurunda istikrar sağlanması için tutarlı para politikası, mali disiplin, üretim ve verimlilik artışı, güçlü dış ticaret dengesi ve öngörülebilir bir ekonomi yönetimi gerektiğini vurguladı. Türk lirasının değerini ve itibarını korumanın yolunun dövizi cezalandırmak değil, Türk lirasını güvenilir ve cazip hale getirmek olduğunu ifade etti. Sonuç olarak, döviz kazançlarına vergi getirmek gibi zorlama uygulamaların kalıcı çözümler sunmadığını, zira artan döviz talebinin çoğunlukla bir sonuç olduğunu ve asıl yapılması gerekenin bu sonuca yol açan sebepleri ortadan kaldırmak olduğunu belirtti. Ak, vergiyle enflasyonun da dövizin de düşmeyeceğini ifade ederek yazısını tamamladı.

Paylaş: