CHP'deki Kavgada Tarihi Kökler: Elitizm ve Halkçılık Çatışması
CHP içindeki Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki genel başkanlık yarışı, partinin tarihi köklerine dayanan elitist cumhuriyetçiler ile halkçı demokratlar arasındaki derin ayrışmayı yeniden gündeme getirdi. Bu mücadele, sadece bir koltuk kavgası değil, aynı zamanda farklı siyasi felsefelerin çatışması olarak öne çıkıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde yaşanan ve Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki genel başkanlık yarışı olarak görünen çekişme, partinin temelindeki tarihi bir ayrışmayı gün yüzüne çıkardı. Bu durum, CHP içindeki halkçı demokratlar ile seçkinci, elitist cumhuriyetçiler arasındaki köklü mücadelenin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Elitist Cumhuriyet Anlayışı ve Demokrasiye Bakışı
Elitist cumhuriyetçilere göre, cumhuriyet her şeyin üstündedir ve demokrasi ikinci planda kalabilir. Bu görüşe sahip kesimler, iktidara gelmenin demokratik yollarla olmasa bile başka yöntemlerle, hatta gerekirse zor kullanılarak dahi mümkün olabileceğini savunuyor. Bu anlayışın temel amacı, cumhuriyetin ruhuna uygun, seçkin ve aydın bir insan tipi yetiştirmektir. Bu yetiştirilen elit kesimin, cumhuriyeti koruyup sonsuza dek yaşatacağına inanılır. Halkın ise, ne kadar demokratik olursa olsun, cumhuriyete fayda sağlamayacağı düşünülür.
Bu perspektiften bakıldığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yönetim gücünü finansal güce dönüştürmek için baskı uygulayabileceği ve Türkiye'yi emperyalist güçlerle birlikte yönetmeye kalkışabileceği yorumları yapılıyor. Bu durum, CHP'nin elitist geleneği ile ilişkilendiriliyor.
Halkçı Demokrasinin Tarihsel Kökenleri ve Başarısı
Öte yandan, CHP içindeki halkçı demokrasi taraftarlarının tutumu, somut verilere göre Kemal Kılıçdaroğlu ve destekçileriyle benzerlik gösteriyor. Bu halkçı yaklaşımın, eski CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in siyasi çizgisini andırdığı belirtiliyor. Ecevit'in genel başkanlığındaki CHP'nin halk oylarıyla elde ettiği başarılar dikkat çekiyor. Özellikle 1973 ve 1977 genel seçimlerinde ulaşılan yüksek oy oranları, partinin çok partili siyasi tarihindeki önemli başarıları arasında yer alıyor. Bu durum, elitist cumhuriyetçilerin halk oyuyla iktidara gelme konusundaki zorluklarını da gözler önüne seriyor.
CHP'nin Kuruluş Felsefesi ve Jakoben Yapısı
CHP'nin temelleri, Cumhuriyet'ten önce "Halk Fırkası" adıyla atılmış ve Cumhuriyet'in ilanından bir yıl sonra adını "Cumhuriyet Halk Partisi" olarak değiştirmiştir. Partinin cumhuriyetçiliği, Fransız aydınlanmasından beslenen jakoben bir karaktere sahip olarak tanımlanıyor. Bu yapı, entelektüel temelli, sert ve amaçları uğruna her yolu mübah gören bir çizgi izlemiş. Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhuriyet'i kurarken halkın tepkisinden çekinerek doğrudan Cumhuriyet'ten bahsetmeden, milli hakimiyet esasları içinde bu hedefe doğru ilerlediklerini ifade ettiği belirtiliyor.
Atatürk ve Üniversite Reformu: Elitist Bir Proje mi?
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1930'lu yıllarda gerçekleştirdiği üniversite reformunun da elitist bir proje olduğu iddia ediliyor. Bu reformun temel amacının, üniversitelerden yetişecek gençlerin "Cumhuriyete sadık, seçkin ve elitist nesiller" olarak eğitilmesi olduğu öne sürülüyor. Bu süreçte, Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulan ve özerk olan Darülfünun kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi'nin kurulduğu, bu üniversitede görev alması için Almanya'dan Türkiye'ye sığınan Yahudi profesörlerin getirildiği belirtiliyor. Bu görevlendirmelerin arkasındaki amaçlar ise şöyle sıralanıyor:
- Gençlerin cumhuriyete sadık, seçkin ve elitist bireyler olarak yetiştirilmesi.
- "Güneş Dil Teorisi" gibi milliyetçi ve seçkinci akımları benimseyecek yeni nesillerin yetiştirilmesi.
- Şehir planlamasından hukuka kadar birçok alanda bu profesörlerin temel oluşturduğu sistemlerin kurulması.
Bu Yahudi profesörlerin, alanlarında uzman olmalarına rağmen Türkçe ders verme ve eser yazma konusundaki tutumları, dönemin gazetelerinde tartışmalara yol açmıştı. Aralarında Andreas Schwartz, Richard Hönig, Ernst Reuter gibi isimlerin bulunduğu bu profesörlerin eserlerinin daha sonra Türkçeye çevrilerek ders kitabı olarak okutulduğu bilgisi de yer alıyor.
Elitistlerin Halk Algısı ve Atatürk'ün Görüşleri
Elitist cumhuriyetçi anlayışın, halkı cahil ve eğitilmesi gereken bir kitle olarak gördüğü ifade ediliyor. Atatürk'ün bu konudaki görüşlerinin, "Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir" şeklinde aktarıldığı belirtiliyor. Cumhuriyetin bir fazilet olduğuna inanan elit kesimin, halka karşı sert ifadeler kullandığı, "Göbeğini kaşıyan adam" gibi tabirlerle halkı aşağıladığı, hatta "Profesör ile çobanın oyu bir olamaz" gibi görüşlerini açıkça dile getirdiği vurgulanıyor. Atatürk'ün ise cumhuriyeti "ahlâkî fazilete dayanan bir idare" olarak tanımladığı ve sultanlığın ise korku ve tehdide dayanan bir yönetim olduğu yönündeki ifadeleri hatırlatılıyor.
Sonuç olarak, CHP içindeki mevcut çekişmenin, sadece bir genel başkanlık mücadelesinden öte, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana süregelen elitizm ve halkçılık arasındaki tarihi bir kırılmayı temsil ettiği belirtiliyor.



