Cemil Meriç'ten 39 Yıl Sonra Yankılanan Sözler: Kavram Kargaşası ve Aydın Eleştirisi
Düşünce dünyamızın önemli isimlerinden Cemil Meriç, vefatından kısa süre önce verdiği röportajda Türkiye'deki kavram kargaşasını, aydınların Batı'ya öykünmesini ve kendi kültürel kodlarını ıskalamasını eleştirmişti. 39 yıl sonra bu sözler hala güncelliğini koruyor.

Düşünce dünyamızın önemli şahsiyetlerinden Cemil Meriç, vefatından 39 yıl önce, 13 Haziran'da hayata veda etti. Meriç, hayatının son dönemlerinde verdiği bir röportajda, Türk solunun kendi insanını ve tarihini tanımayan, Batı'nın refahını ve kavramlarını kopyalarken kendi kültürel kodlarını göz ardı eden bir yabancılaşma içinde olduğunu dile getirmişti.
Bu röportaj, Meriç'in rahatsızlığının ilerlediği bir dönemde, ölümünden yaklaşık iki ay önce, Nisan ayında gerçekleştirildi. Gazeteci Ferman Karaçam ve rahmetli Akif Emre'nin katılımıyla gerçekleşen söyleşi, o dönemde kasetlere kaydedildi ve çözülüp yayımlanması büyük bir emek gerektirdi. Yusuf Yazar ve Ümit Meriç'in de destekleriyle gerçekleşen bu görüşme, Meriç'in fikir dünyasına ışık tutuyor.
Cemil Meriç, konuşma güçlüğü çektiği bu son görüşmesinde, Türkiye'deki 'kavram kargaşası'na dikkat çekerek, özellikle sağ-sol gibi Batı'dan devşirilen kavramların Türkiye'nin sosyo-politik yapısına uymadığını vurguladı. Fikir hürriyetinin yeterli olmadığı bir ortamda bu tür tartışmaların dahi zor olduğunu belirten Meriç, 30 yıldır yazdığını ancak sonuç alamadığını ifade etmişti.
Kavram Kargaşası ve Aydınların Rolü
Röportajda, Türkiye'deki kavram kargaşasının kökenlerine inen Meriç, lügate ve sözlüğe müracaat etmeyen bir millet olmanın bu duruma yol açtığını belirtti. Batı'dan alınan kavramların, toplumun kendi gerçeklerinden kopuk bir şekilde uygulandığında anlamlarını yitirdiğini ve çarpıtıldığını söyledi. Meriç, özellikle 'gerici' gibi kelimelerin, düşünceleri susturmak için kullanılan boş ve netameli terimler olduğunu savundu.
Aydınların Batı'dan yoğun bir tercüme bombardımanına tutulduğunu ancak bu kavramların mantıklı bir süzgeçten geçirilmediğini eleştiren Meriç, aydınların bu kavramların temel mantalitesine nüfuz etmeden körü körüne kullandıklarını ifade etti. Sait Halim Paşa gibi birkaç istisna dışında, bu yönde ciddi adımlar atılamadığını belirtti.
İslam, Uygarlık ve Alfabe Tartışmaları
Meriç, 'çağdaş uygarlık düzeyi' gibi kavramların cehaleti örtme amacı taşıdığını, uygarlığın ise bir bütün olduğunu savundu. Namık Kemal'in 'vatan' gibi kavramları Türkçeye kazandırdığını kabul etmekle birlikte, Cevdet Paşa gibi Osmanlı'nın son dönem aydınlarının tek ses olarak kaldığını, Namık Kemal'in ise daha bereketli bir etki yarattığını dile getirdi. Namık Kemal'in Fransızca'dan etkilenerek 'vatan' kavramını Türkçeye soktuğunu belirtti.
İslam'ın bir ideoloji olmadığını, vahiy olduğunu ve geçici doktrinlerle mukayese edilemeyeceğini vurgulayan Meriç, alfabe değişikliği gibi konularda ise dilin değişmezliğini savundu. Bu uygulamanın mantıksız olduğunu ve Avram Galanti gibi isimlerin eski harflerin terakkimize mani olmadığını savunmasına rağmen sustuğunu söyledi. Meriç, aydınların bu tür konularda dalkavukluktan uzak, ciddiyetle durması gerektiğini ima etti.



