Son Dakika

Bakan Çiftçi: 15 Temmuz, Milletin Küllerinden Yeniden Doğuşunun Hikayesidir

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yılında, bu kalkışmanın milletin bağımsızlık mücadelesinin son halkalarından biri olduğunu belirtti. Çiftçi, FETÖ'nün ihanetinin boyutunu ve mücadelenin devam ettiğini vurguladı.

Pınar Z.5 dakika okuma0 görüntülenme
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi konuşma yaparken
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi konuşma yaparken
Paylaş:

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 15 Temmuz hain darbe girişimini, milletlerin kaderini değiştiren dönüm noktalarından biri olarak nitelendirdi. Çiftçi, bu gecenin, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra milletin yazdığı en büyük destanlardan biri olduğunu ve küllerinden yeniden doğuşunun simgesi olduğunu ifade etti. 15 Temmuz'un, Türk milletinin tarih boyunca verdiği bağımsızlık mücadelesinin son halkalarından biri olduğunu vurgulayan Bakan Çiftçi, bu olayı doğru okumanın, geçmişi anlamak ve geleceği korumak açısından milli bir mecburiyet olduğunu belirtti.

15 Temmuz: Vesayet Odaklarına Karşı Milli İradenin Zaferi

Bakan Çiftçi, 15 Temmuz'un sıradan bir iktidar değişikliği girişimi olmadığını, devletin içine sızmış bir terör örgütünün milletin egemenliğini gasbetme girişimi olduğunu söyledi. FETÖ'nün, dini ve kutsal değerleri istismar ederek milletin temiz duygularını sömürdüğünü ve devletin imkanlarını kullanarak kadrolaştığını belirten Çiftçi, örgütün fırsat bulduğunu düşündüğünde silahını millete doğrulttuğunu ifade etti. Bu ihanetin, Türk askerinin üniformasını gasbetmesi, polis makamını istismar etmesi ve yargı kürsülerini kirletmesiyle doruk noktasına ulaştığını dile getirdi. Çiftçi, 15 Temmuz gecesi meydanlarda yaşanan direnişin, güvenlik kurumlarının hedef alınmasına ve vatandaşların üzerine ateş açılmasına rağmen tankların önüne bedenlerini siper eden kahramanlar sayesinde tüm dünyaya millet iradesinin hiçbir güç karşısında boyun eğmeyeceğini gösterdiğini vurguladı.

Selaların Uyanış Çağrısı ve Milletin Devletine Sahip Çıkması

Bakan Çiftçi, 15 Temmuz gecesinin manevi hafızalardaki en güçlü unsurlarından birinin camilerden yükselen selalar olduğunu belirtti. Selaların, o gece büyük bir uyanış çağrısına dönüştüğünü ve millete hem bir tehlikeyi haber verdiğini hem de tarihi bir sorumluluğu hatırlattığını ifade etti. Vatan, ezan, bayrak ve devletin birbirinden ayrı düşünülemeyecek kadar güçlü bir anlam bütünlüğü taşıdığını yeniden hissettirdiğini söyledi.

Milletin o gece gösterdiği tavrın ani bir refleks olmadığını, ahlaki bir kaynaktan beslenen imandan, vatanı mukaddes bilen anlayıştan ve şehadeti en yüce makam gören irfandan kaynaklandığını anlatan Çiftçi, 15 Temmuz'un en önemli sonuçlarından birinin de millet ile devlet arasındaki kadim bağın yeniden görünür olması olduğunu kaydetti. FETÖ'nün devlet kurumlarını ele geçirip millet iradesini teslim alma hesabı yaparken, milletin devletine sahip çıktığını ve güvenlik güçlerinin meşru otoriteye sadakatle görev yaptığını belirtti.

FETÖ ile Mücadele: Değişen Yöntemler ve Süregelen Takip

Son 10 yılda FETÖ'nün Türkiye içindeki yapılanmasının önemli ölçüde değiştiğini ifade eden Çiftçi, 15 Temmuz sonrası yürütülen adli ve idari çalışmalarla örgütün kamu, eğitim, finans ve sivil toplum alanlarındaki yapılanmasının deşifre edildiğini ve devlet içindeki etkinliğinin ortadan kaldırıldığını bildirdi. Çiftçi, örgütün açık yapılanma modelini terk ederek daha gizli, hücre tipi bir yapıya yöneldiğini, mensuplar arasındaki irtibatın asgariye indirildiğini ve kimliğini gizleyen unsurlar aracılığıyla tabanın korunmaya çalışıldığını dile getirdi.

Örgütün elebaşı Fetullah Gülen'in ölümünün ardından, yönetimde tek söz sahibi haline gelen ve çoğunluğu Amerika ile Avrupa'da yaşayan 12 kişilik 'İcra Heyeti'ne işaret eden Çiftçi, örgütün tamamen etkisiz hale geldiğini söylemenin mümkün olmadığını belirtti. Mensuplar arasındaki dayanışmayı sürdürme girişimlerinin, yurt dışı yapılanmalarla irtibat çabalarının ve gizli faaliyet yürüttüğü değerlendirilen unsurların ilgili birimlerce yakından takip edildiğini söyledi. Çiftçi, örgütün açık eylemden çok algı oluşturma, propaganda ve uygun şartların oluşması halinde yeniden yapılanma arayışında olduğunu ekledi.

ByLock uygulamasına ilişkin veri analizleri ve dijital materyal çözümleme çalışmalarının titizlikle sürdürüldüğünü aktaran Çiftçi, gizli yapılanmaların tespiti, kripto unsurların deşifresi, finansal ve organizasyonel ağların ortaya çıkarılması ile yurt içi ve yurt dışı bağlantıların takibinin kesintisiz devam ettiğini ve elde edilen her yeni bulgunun yargıya intikal ettirildiğini belirtti. İhanetin yöntem değiştirmiş olmasının, ihanetin sona erdiği anlamına gelmeyeceğine dikkati çeken Çiftçi, ilgili birimlerin örgütün yönetici kadrolarındaki ve dış unsurların yeniden yapılanma gayretlerini büyük bir titizlikle takip ettiğini ve bu konuda rehavete kapılmadan her türlü istihbari verinin dikkatle değerlendirildiğini vurguladı. Önceki gün 968 kişiyi kapsayan operasyonların, kararlı takip ve mücadelenin bir göstergesi olduğunu sözlerine ekledi.

Operasyonlar ve Mücadelenin Seyri

17-25 Aralık 2013'ten itibaren başlatılan ve 15 Temmuz sonrasında kararlılıkla sürdürülen çalışmalar kapsamında, örgüte yönelik soruşturma ve operasyonların mevzuat çerçevesinde devam ettiğini vurgulayan Çiftçi, şu bilgileri verdi:

  • 2016'dan 10 Temmuz 2026'ya kadar toplam 72 bin 765 operasyon gerçekleştirildi.
  • Ulusal güvenliğe yönelik suçlardan 195 bin 803 şüpheli hakkında işlem yapıldı.
  • 34 bin 164 kişi tutuklandı.

Çiftçi, rakamların yıllara göre seyri hakkında şu bilgileri paylaştı: Darbe girişiminin yaşandığı 2016'da 4 bin 170 operasyon yapıldı. Örgütün açık yapılarının büyük ölçüde ortaya çıkarıldığı 2017 ve 2018'de bu sayı zirveye ulaşarak sırasıyla 13 bin 571 ve 13 bin 895 oldu. İlerleyen yıllarda operasyon sayıları azalarak 2019'da 11 binin üzerinde, 2020'de 9 bin 120, 2021'de 7 bin 569, 2022'de 5 bin 213 olarak kaydedildi. 2023'ten itibaren istihbarata dayalı ve hedefli operasyonlara ağırlık verilmesiyle rakamlar 2023'te 3 bin 249, 2024'te 2 bin 660, 2025'te 1712 seviyesine geriledi. 2026'nın ilk 6 ayında ise 604 operasyon yürütüldü.

İşlem yapılan şüpheli sayısında da benzer bir seyrin izlendiğini belirten Çiftçi, örgütün en yoğun işlemlerin yapıldığı 2016 ve 2017'de bu rakamın 50 bini aştığını, sonraki yıllarda ise istikrarlı biçimde düşerek 2026'nın ilk yarısında 703'e indiğini söyledi. Tutuklamalarda en yoğun dönemin yine 2016 ve 2017 olduğunu, bu iki yılda sırasıyla 10 bin 977 ve 11 bin 145 kişi tutuklandığını, ilerleyen yıllarda ise yıllık tutuklu sayılarının birkaç yüz seviyesine gerilediğini aktardı.

Çiftçi, rakamlardaki bu azalışın, tehdidin sona ermesi değil, mücadelenin örgütün açık yapılarından gizli ve kripto unsurlarına kaymış olması anlamına geldiğinin altını çizdi. Bu tablonun, devletin milli güvenliğine kasteden bu yapıya karşı hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürüttüğü tavizsiz mücadelenin en somut göstergesi olduğunu ve mücadelenin ilk günkü azim ve kararlılıkla sürdüğünü vurguladı.

FETÖ'nün Propaganda ve Zihin Yönetimi Stratejisi

FETÖ'nün gizli yapılanması ve yürüttüğü propaganda faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çiftçi, örgütün 15 Temmuz gecesi kaybettiği zemini geri alamayacağını gördüğünde mücadelesini bambaşka bir alana taşıdığını belirtti. Örgütün asıl hedefinin artık mekanlar değil, milletin zihni ve hafızası olduğunu vurguladı. Bu durumun, örgütün zayıfladığının değil, ihanetin kabuk değiştirdiğinin işareti olarak okunması gerektiğini söyledi.

Örgütün merkezi yapıdan uzaklaşıp dağınık ve gevşek bağlı hücrelere dönüştüğünü ifade eden Çiftçi, bu dağınıklığın bir güçsüzlük gibi görünse de asıl maksadının, yakalandığında izinin sürülememesi, yani her halkanın inkar edilebilir olması olduğunu kaydetti. Örgütün gizli yapılanması ile propaganda faaliyetinin tam da burada birleştiğini, görünmez kalan yapının, görünür olan tek şeyi, yani algıyı yönetmeye çalıştığını belirtti.

Propaganda tarafında ise artık alışıldık bir yalan makinesinin olmadığını söyleyen Çiftçi, örgütün milleti belirli bir yalana inandırmayı bir kenara bıraktığını, asıl amacının ise insanın doğruyu yalandan ayırma kabiliyetini köreltmek olduğunu ifade etti. Çünkü bir toplumun neyin doğru olduğuna dair güvenini kaybettiğinde, her yalana açık hale geleceğini dile getirdi.

Örgütün gazete ve televizyon kuruluşlarını kaybetmesine rağmen dijital mecralarda bir "gürültü duvarı" örmeye çalıştığını söyleyen Çiftçi, uluslararası literatürde "yalan hortumu" olarak adlandırılan bu yöntemde hakikatin tek bir yalanla çürütülmediğini, yüksek hacimli, birbiriyle çelişmekten çekinmeyen ve durmadan tekrarlanan iddiaların oluşturduğu uğultuda sesin duyulamaz kılındığını belirtti. Buradaki gayenin ikna etmek değil, insanı yorup şüpheye ve kayıtsızlığa sürüklemek olduğunu sözlerine ekledi.

Paylaş: