Afrika'da Gıda Krizi: Verimli Topraklar Açlığa Teslim
Afrika kıtası, iklim değişikliği, çatışmalar ve ekonomik sorunlar nedeniyle en ciddi gıda güvenliği krizlerinden birini yaşıyor. Milyonlarca insan yeterli gıdaya ulaşamazken, uzmanlar sorunun çok boyutlu olduğunu belirtiyor.

Afrika kıtası, iklim değişikliğinin tetiklediği kuraklık, uzun süredir devam eden silahlı çatışmalar, ekonomik kırılganlıklar ve artan gıda fiyatlarının etkisiyle son yılların en derin gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Gıda Programı (WFP), Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve UNICEF'in verileri, kıtanın pek çok bölgesinde milyonlarca insanın yeterli ve besleyici gıdaya erişmekte zorlandığını gösteriyor. Her yıl 7 Haziran'da kutlanan Dünya Gıda Güvenliği Günü, güvenilir gıdaya erişimin önemini vurgulasa da, Afrika'nın birçok yerinde temel sorun gıdanın güvenliğinden önce ona ulaşabilmek olarak belirginleşiyor.
Özellikle Sudan, Somali ve Sahel kuşağındaki ülkeler, açlık ve yetersiz beslenmenin en yoğun yaşandığı bölgeler arasında başı çekiyor. Sudan'da Nisan 2023'ten bu yana süren çatışmalar, dünya genelindeki en büyük yerinden edilme krizlerinden birini tetikledi. BM'ye göre ülkede yaklaşık 19,5 milyon kişi akut gıda güvensizliğiyle mücadele ederken, 135 bin kişi ise en ağır açlık koşullarında yaşamını sürdürüyor. Çatışmalar nedeniyle tarım arazilerinin kullanılamaması, üretimin durması ve insani yardımların ulaştırılmasındaki aksaklıklar krizi derinleştiriyor. UNICEF, yüz binlerce çocuğun ağır akut yetersiz beslenme riski altında olduğu uyarısında bulunuyor.
Afrika Boynuzu'nun en hassas ülkelerinden Somali'de ise kuraklık, düzensiz yağışlar ve güvenlik sorunları milyonlarca insanın geçim kaynaklarını yok etti. Uluslararası kuruluşlar, yaklaşık 4,4 milyon Somalilinin açlık riskiyle karşı karşıya olduğunu, 1,8 milyondan fazla çocuğun ise akut yetersiz beslenme tehlikesi altında bulunduğunu bildiriyor. Batı ve Orta Afrika arasında uzanan Sahel kuşağında ise güvenlik sorunları ile iklim kaynaklı etkiler iç içe geçmiş durumda. Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad gibi ülkelerde milyonlarca insan yerinden edilirken, tarımsal üretim ve ticaret ağları büyük zarar görüyor. Uzmanlar, artan gıda fiyatları, kitlesel göçler ve iklim kaynaklı afetlerin bölgede kronikleşen açlık riskine yol açtığını belirtiyor. Doğu ve Güney Afrika'da ise yaklaşık 13 milyon çocuk akut yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. Yardım kuruluşları, bu durumun insani olduğu kadar sağlık, eğitim ve ekonomik kalkınma açısından da uzun vadeli olumsuz sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Afrika Çalışmaları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elem Eyrice Tepeciklioğlu, Afrika'nın dünyanın en verimli tarım arazilerinden bazılarına sahip olmasına rağmen açlık ve yetersiz beslenmeyle mücadele etmesinin karmaşık bir sorun olduğunu belirtti. Tepeciklioğlu, kıtadaki gıda güvensizliğinin tek bir nedene bağlı olmadığını, çatışmalar, iklim krizi, yatırım eksikliği ve yapısal sorunların bir araya geldiğini vurguladı. Özellikle Sudan'daki durumun, siyasi ve etnik çatışmaların üretim ve tedarik zincirlerini nasıl sekteye uğrattığının çarpıcı bir örneği olduğunu söyledi. İklim krizinin, özellikle Sahel ve Doğu Afrika'da düzensiz yağışlar, kuraklık ve sellerle tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini belirten Tepeciklioğlu, Afrika'nın iklim krizine en az katkı sağlayan bölge olmasına rağmen en çok etkilenenlerden biri olduğunu ifade etti. Tepeciklioğlu, tarımsal üretimin önündeki engellerin sadece iklim ve güvenlik olmadığını, yetersiz depolama altyapısı, modern tarım tekniklerinin sınırlı kullanımı, küçük çiftçilerin finansman ve pazar erişimindeki zorluklar ile uluslararası standartları karşılama güçlüklerinin de üretimi kısıtladığını ekledi. Tarım sektörüne yapılacak yatırımların hem üretimi artıracağını hem de dışa bağımlılığı azaltacağını dile getiren Tepeciklioğlu, yetersiz beslenmenin özellikle çocukların gelişiminde kalıcı olumsuz etkiler bırakabileceği uyarısında bulundu.
İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Program Geliştirme ve Strateji Koordinatörü Faruk Erkılıç, sahada gözlemledikleri tablonun gıda güvensizliğinin sadece açlık sorunu olmadığını gösterdiğini belirtti. Erkılıç, Afrika Boynuzu'nda yaşanan kuraklıklar nedeniyle birçok ailenin günde tek öğünle hayatta kalmaya çalıştığını, hayvanlarını kaybeden ve üretim yapamayan ailelerin geçim kaynaklarını tamamen yitirdiğini aktardı. Bebekler ve küçük çocukların yetersiz beslenme nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşadığını, hamile ve emziren annelerin durumunun da hem anne hem de çocuk sağlığını olumsuz etkilediğini vurgulayan Erkılıç, gıda güvensizliğinin bir zincir gibi sağlığı, eğitimi, üretkenliği ve geleceği etkilediğini söyledi. Çatışmalar nedeniyle yerinden edilen ailelerin gelir kaynaklarını kaybetmesinin, özellikle çocuklar, yaşlılar ve engelliler üzerinde daha ağır sonuçlar doğurduğunu dile getirdi. Erkılıç, yetersiz beslenmenin çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimini olumsuz etkilediğini, bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalıklar karşısında daha savunmasız hale getirdiğini ve erken müdahale edilmeyen vakaların kalıcı sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirtti. Temiz suya erişim ve hijyen yetersizliğinin kolera ve ishal gibi hastalıkların yayılmasına zemin hazırladığını, sağlık tesislerinin ise personel ve ekipman açısından yetersiz kaldığını ekledi.
Erkılıç, gıda güvenliğinin sadece bir yardım meselesi olmadığını, aynı zamanda sağlık, eğitim, gelecek, onur ve temel bir hak meselesi olduğunu vurguladı. Her çocuğun sağlıklı büyüme, öğrenme ve gelişme hakkı bulunduğunu ifade eden Erkılıç, gıda güvensizliğiyle mücadelenin insani bir sorumluluktan öte temel bir hak meselesi olduğunu söyledi. Bu nedenle sadece kısa süreli yardımların yeterli olmadığını, tarımın güçlendirilmesi, su kaynaklarının geliştirilmesi, sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve insanların kendi geçimlerini sağlayabilecekleri sürdürülebilir projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Uluslararası toplumun, yardım kuruluşlarının ve tüm paydaşların daha güçlü ve uzun vadeli bir dayanışma göstermesinin önemine dikkat çeken Erkılıç, insanların sadece bugün karınlarını doyurmalarını değil, yarın kendi ayakları üzerinde durabilmelerini hedefleyen yaklaşımların kalıcı çözümler üreteceğini sözlerine ekledi.



