ABD'nin Lübnan Planı: Türkiye ve Suriye'nin Rolü
ABD yönetiminin, Siyonist lobilerin etkisiyle Lübnan'a müdahale planı yaptığı ve bu plana Suriye ordusunun dahil edilmek istendiği iddia edildi. Ancak Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve Suriye yönetiminin kendi öncelikleri bu planı engelledi.

Yaklaşan seçimler öncesinde bölgede yeni krizler yaratma amacı taşıyan bir ABD planının olduğu öne sürüldü. Amerika'daki siyonist lobilerin baskısıyla ABD yönetiminin, mayıs ayı başından itibaren Suriye rejimiyle Lübnan'a müdahale konusunda görüşmeler yürüttüğü iddia edildi. Bir üst düzey Suriyeli güvenlik kaynağı, Suriye ordusunun Hizbullah'a müdahalesi konusunda bir dizi görüşmenin yapıldığını doğrulayarak, ABD'nin Suriye'ye Lübnan'ın yarısı kadar toprak vaadinde bulunduğunu belirtti. Teklifte, yaklaşık 120 bin kişilik Suriye kara gücüyle Hizbullah'ın yok edileceği ve bu operasyona havadan ve denizden yoğun destek sağlanacağı ifadelerinin yer aldığı kaydedildi.
ABD'nin Lübnan Planının Arka Planı ve Amaçları
Suriye'deki araştırmacılar, ABD planının arkasında Siyonist lobilerin olduğunu ve İsrail Başbakanı Netanyahu'nun İran planının başarısız olmasının ardından Lübnan'ı hedef aldığını savunuyor. Mevcut durumda Lübnan'da yaklaşık 2 milyon Suriyeli mültecinin yaşadığına dikkat çekilirken, bu planın İsrail'in Lübnan'ı bölme ve etnik temelli yeni karmaşa alanları oluşturma amacını taşıdığı öne sürüldü. Bu durumun, 1976'daki Hafız Esad dönemini hatırlattığı ve o dönemde Suriye ordusunun Lübnan'a girdiği, ardından İsrail'in ise Golan'ı ilhak ettiği belirtildi. Ancak Lübnanlıların hafızasında Esad ordusuna dair olumsuz anıların bulunduğu ve Batı-İsrail ittifakının benzer bir oyunu BAE-İsrail-ABD üçlüsü üzerinden tekrarlamak istediği iddia edildi. Bu durumun, Lübnan'daki Sünni nüfusun yaşadığı katliamlar ve beklentileri göz önüne alındığında stratejik hesaplamanın doğru yapılmasının hayati önem taşıdığı vurgulandı.
Türkiye'nin Diplomatik Girişimleri ve Suriye'nin Öncelikleri
Suriye'nin henüz kendi coğrafi ve siyasi bütünlüğünü tam olarak sağlayamadığına işaret eden Suriyeli araştırmacılar, Fırat'ın doğusunun yeni yeni Suriye'ye katıldığını, güneydeki Süveyda bölgesinin sancılı olduğunu ve Kamışlı-Haseke'de sorunların devam ettiğini belirtti. Alevi-Nusayri yoğun bölgelerde ayrılıkçı grupların varlığına ve İsrail'in devam eden işgaline rağmen Lübnan'a müdahalenin, uluslararası alanda "İsrail'in jandarmalığı" olarak algılanacağı uyarısı yapıldı. Bu nedenle Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın, Lübnan'a müdahale etmeyeceklerini net bir şekilde ifade ettiği kaydedildi. Suriye'nin önceliğinin, ülkenin tamamında kontrolü sağlamak, Meclisi toplamak ve imar ile ekonomiye odaklanmak olduğu, Lübnan macerasının Suriye'nin de bölünmesine yol açabileceği belirtildi.
Mayıs ayı başında BAE üzerinden yoğunlaşan görüşmelerde, Suriye yönetimine ciddi para desteği vaadinde bulunulduğu ve Hizbullah'ın kontrolündeki bölgelerin Suriye ordusuna verileceği teklifinin yapıldığı iddia edildi. Operasyon sürecinde deniz ve havadan destek, PYD-YPG ile merkezi yönetime tabi olmayan Süveyda'nın entegrasyonu gibi vaatlerin sunulduğu kaydedildi. Ancak Esad, Golan ve diğer güney bölgelerindeki İsrail işgali sürerken böyle bir teklifin ciddiyetten yoksun olduğunu savundu.
Olayların başından itibaren Türkiye'nin güvenlik bürokrasisi ve Dışişleri Bakanlığı'nın da aktif rol aldığı, muhtemel müdahalenin sakıncalarını Şam ile paylaştığı öğrenildi. Türkiye'nin, Suriye ordusunun Lübnan operasyonu durumunda YPG hattı ile birlikte Irak ve Lazkiye'den gelebilecek tehlikelere dikkat çektiği belirtildi. Ayrıca, Lübnan'da yaşanacak bir bölünmenin İsrail'in Litani Nehri'ne kadar olan alanı ve Golan'ı kendi toprağı ilan etmesine yol açacağı uyarısında bulunuldu. Bu diplomatik girişimlerin ve Suriye yönetiminin kendi öncelikleri doğrultusunda hareket etmesinin, ABD'nin Lübnan'a yönelik müdahale planını engellediği değerlendiriliyor.



