ABD-İran Savaşı Sona Erdi: Kim Kazandı?
Yüz günü aşkın süren ABD-İsrail ittifakı ile İran arasındaki savaş, iki liderin "dijital olarak" imzaladığı anlaşmayla sona erdi. Peki, bu çatışmadan kim karlı çıktı? İran'ın elde ettiği kazanımlar ve ABD'nin pozisyonu mercek altında.

İran ile ABD-İsrail ittifakı arasında yüz günü aşkın süredir devam eden savaş, ABD Başkanı Trump ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın yüz yüze gelmeden "dijital olarak" imzaladığı bir anlaşmayla son buldu. Minab'daki bir ilkokulda 168 çocuğun hayatını kaybetmesiyle tırmanan çatışmaların ardından varılan bu anlaşma, taraflardan hangisinin üstünlük sağladığı sorusunu gündeme getirdi.
Savaşın başlangıçtaki koşulları ve açık hedefleri göz önüne alındığında, analistler genel olarak İran'ın bu süreçten daha avantajlı çıktığı görüşünde birleşiyor. Bu değerlendirmenin temelinde, varılan anlaşmanın içeriği ve tarafların elde ettiği kazanımlar yatıyor.
2015 Nükleer Anlaşması'na Karşı Yeni Durum
Savaş öncesindeki durum, 2015 yılında Viyana'da imzalanan ve "P5+1 Ülkeleri - İran Nükleer Anlaşması" olarak bilinen metne dayanıyordu. Bu anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi (ABD, Çin, İngiltere, Rusya, Fransa) ile Almanya ve Avrupa Birliği'ni kapsıyordu. Ancak ABD, dönemin başkanı Trump'ın kararıyla 2018'de bu anlaşmadan çekilmişti.
Şimdi imzalanan yeni anlaşma, ABD açısından 2015'teki pozisyona göre belirgin bir gerilemeyi temsil ediyor. 2015 anlaşmasında dondurulmuş İran varlıklarının 1.7 milyar dolarlık bir kısmının çözülmesi öngörülürken, yeni anlaşma bu rakamın 100 milyar dolara kadar serbest bırakılmasının yolunu açıyor. Ayrıca, 2015 anlaşmasında İran'ın nükleer silah yapmayacağına dair taahhüdü uluslararası denetçiler tarafından kontrol ediliyordu. Yeni anlaşmada ise bu denetim mekanizması zayıflayarak, İran'ın taahhüdü büyük ölçüde kendi beyanına dayanıyor.
Yaptırımların Kaldırılması ve Stratejik Kazanımlar
Yeni anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, İran'a yönelik tüm yaptırımların kaldırılması. 2015 anlaşmasında yaptırımlar devam ederken, güncel mutabakatta bu engeller ortadan kalkıyor. Bununla birlikte, Hürmüz Boğazı'nın egemenliği konusunda da İran lehine bir düzenleme yapıldığı belirtiliyor. 2015 anlaşmasında bu konu tartışma dışıyken, yeni anlaşmayla ilk 60 günün ardından Boğaz'ın İran'ın egemenliğine girmesi öngörülüyor.
En önemli stratejik farklardan biri ise, 2015 anlaşmasında ABD'nin elinde bir savaş kozu bulunurken, bu kez o kozun harcanmış olması. İran, ABD'nin tehditlerinin caydırıcı olmadığını hem kendi kamuoyuna hem de dünyaya göstermiş oldu. Bu süreçte ABD'nin kendi beyanlarına göre en az 560 personel kaybı ve milyarlarca dolarlık askeri ekip hasarı oluştu. İsrail'in savunma kapasitesindeki yıpranma ve Körfez ülkelerinin yaşadığı ekonomik zararlar da bu tabloya ekleniyor. Oysa 2015 anlaşması için tek bir kurşun atılmasına gerek kalmamıştı.
İran'ın Elde Ettikleri ve Küresel Etkiler
Savaşın açık hedefleri açısından bakıldığında, İran'ın masada talep ettiği pek çok unsuru elde ettiği görülüyor. Bunlar arasında Lübnan dahil ateşkes, ABD birliklerinin geri çekilmesi, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve yeniden yapılanma için 300 milyar dolarlık bir fon bulunuyor. İran'ın karşılığında ise nükleer silahlardan vazgeçtiği belirtiliyor; ancak İran zaten daha önce de nükleer silahı olmadığını savunuyordu. Hürmüz Boğazı'nın açılması da, savaş öncesinde de kapalı olmayan bir alanın tekrar gündeme gelmesi olarak yorumlanıyor.
Bu anlaşmanın küresel düzeyde önemli etkileri olacağı öngörülüyor. Anlaşma ile küresel hegemonyanın ve tek kutuplu dünyanın sonunun tescillendiği ifade ediliyor. ABD'nin uzak coğrafyalardaki nüfuzunun azaldığına işaret eden bu durum, Körfez ülkelerinin de ABD'nin kendilerini eskisi gibi savunamayacağı endişesini taşımasına neden oluyor. İran'ın sahada üstünlük kurmasında, üçüncü ülkelerdeki ABD üslerine saldırmaktan çekinmemesinin etkili olduğu ve Trump'ın da bunu "savaştaki en büyük sürpriz" olarak nitelendirdiği belirtiliyor.
Müzakerelerin yeniden bozulup savaş riskinin yeniden ortaya çıkıp çıkmayacağı belirsizliğini korurken, dünyadaki tüm ülkelerin ABD'ye yönelik güç hesaplarını gözden geçirmesi gerektiği vurgulanıyor.


