Son Dakika

ABD-İran Anlaşmasında Son Perde: Trump'ın Eli Düştü mü?

ABD ve İran arasındaki gerilimde ateşkes ve anlaşma söylemleri güçlenirken, Yeni Şafak yazarı Nedret Ersanel, süreci ve küresel sistemin kilitlendiği bu noktayı değerlendirdi. Ersanel'e göre, anlaşma her an imzalanabilir ancak bu durumun siyasi sonuçları olacak.

Yönetici3 dakika okuma0 görüntülenme
ABD ve İran bayrakları yan yana, ortasında anlaşma sembolü
ABD ve İran bayrakları yan yana, ortasında anlaşma sembolü
Paylaş:

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı askeri operasyonun ardından geçen aylarda ateşkes ve anlaşma söylemleri giderek güçlendi. Arabulucu ülkeler ve savaşın tarafları, nihai bir anlaşmaya çok yakın olduklarını belirtse de, beklenen anlaşma henüz imzalanmadı. Yeni Şafak yazarı Nedret Ersanel, küresel sistemin kilitlendiği İran-ABD gerilimini ve yaşanan süreci kaleme aldı.

İran'daki savaşın sona erdiğine dair güçlü ifadelerin yayıldığı saatlerde, Washington'dan gelen açıklamalar bir mutabakat metni üzerinde anlaşıldığını ve Tahran'ın son onayını beklediğini gösteriyor. Avrupa'da bir yerde, ABD Başkan Yardımcısı veya Dışişleri Bakanı'nın imzasıyla bir barış anlaşması yapılması bekleniyor.

Birkaç saat öncesine kadar "Bu akşam çok sert vuracağız" diyen ABD Başkanı Trump'ın, aynı saat dilimi içinde "Saldırmaktan vazgeçtim, barıştık" noktasına gelmesi kimseyi şaşırtmadı. Ancak aynı sıralarda İran'da hangi bölgelerin vurulacağına dair harita açan kanallarda trajikomik sahneler yaşandı. Şimdi maddeler üzerine oturumlar yapılarak durum kurtarılmaya çalışılıyor. Oysa asıl önemli olan, varılan sonucun ne olduğu.

Eğer gel-git yaşanmaz ve imzalar atılırsa, ki bu anlaşma barış anlaşmasından çok bir mutabakat zaptına benzeyecek gibi duruyor, ABD-İran Savaşı sona erecek. Bu durumda kim kazanmış, kim kaybetmiş olacak? Dünya, bu savaşın siyasi ve stratejik çıktılarını nasıl okuyacak?

SEÇİM RİCATI

Bu barışın şimdi gelmesinin temel nedenlerinden biri, yaklaşan seçimler. Kasım ayındaki ABD ara seçimleri ve Ekim sonundaki İsrail seçimleri, bu süreci doğrudan etkiliyor. Trump'ın, İran'dan hızla içeri dönme mecburiyeti bulunuyordu. Seçimler onun için hayati önem taşıyor.

Seçmenini savaşla sandığa göndermesi, özellikle MAGA (Make America Great Again) hareketinin İsrail yüzünden savaşa girildiği ve bu durumdan zarar gördüğü gerçeğiyle birlikte, 'Pax Trumpa'dan İran'a yenilmeye varan sürecin faturasını ona kesebilirdi. İran savaşı özelinde ABD ile İsrail politikasını ayıran belirgin bir fark var: Netanyahu'nun seçimde başarılı olabilmesi için savaş gerekirken, Trump'ın seçimde başarılı olabilmesi için barış gerekiyor. Yarın sabah anlaşmayı bozup Tahran'ı vursalar da bu parametre değişmeyecek.

YENİLMİŞ BAŞKAN OLARAK NATO'YA GELİYOR

Mevcut durumda ve şimdi yapılacak bir anlaşma, siyasi açıdan kesin bir Amerikan yenilgisine işaret ediyor. Trump, İran savaşının bir önceki turunda, rejimin ayakta kalacağı ve kara harekatının felaketle sonuçlanacağı anlaşıldığında Çin ziyaretine yakalanmıştı. Eli düşmüştü ve dünya bunu görmüştü. Şi Cinping, ona bin yıllık ağaçları gösterirken, Trump şimdi İran'a yenilmiş bir başkan olarak NATO zirvesine geliyor.

NATO üyelerini, özellikle de Avrupalıları, küresel sahneye çıkarıp rezil ederek, askeri kabiliyetlerini yerin dibine sokarak aşağıladığı Avrupalılar, ama başta İngiltere, Ortadoğu'daki ABD hesaplarını zora soktu. Kımıldamayarak bile İran'a destek verdiler. Trump'ın, NATO'dan İran için yardım isteyip dımdızlak ortada kalmasının, sonra da köpürmesinin sebebi buydu. Arada, kör topal da olsa Ukrayna'yı ayakta tutmayı başardılar. Şu sıralar Almanya-Fransa-İngiltere ile Rusya arasında da gizli görüşmeler yapılıyor. Trump yarın çıkıp "Ukrayna’ya da barış getirdim" derse veya savaş alevlense dahi, bilin ki yine bu Avrupa ülkelerinin işidir.

AVRUPA'NIN İNTİKAMI NATO'YU KURTARMAZ

Bu tablo, Beyaz Saray'ın NATO'ya yaklaşımını değiştirebilir mi? Düne kadar Trump'ın Ankara Zirvesi'ne katılıp katılmayacağı meçhulken, "geliyorum" demesi umut yaratmışken, pek değil. Daha dün The New York Times'ın Avrupalı resmi kaynaklara dayanarak verdiği özel bir haber, ABD'nin NATO'ya tahsis ettiği askeri varlıklarında tahminlerin üzerinde azaltmaya gittiğini gösteriyor. NATO sözcülüğü de bu durumu doğruladı. Öyle ki, Avrupa el atmazsa NATO'nun amaç, güç ve caydırıcılık potansiyelinin canına okuyabilir. Durum göründüğünden ciddi.

Bu durum, Avrupa hükümetlerinin savunma yatırımlarını ve askeri kapasitelerini artırma çabalarını hızlandırabilir. Ancak bunun da politik bir bedeli olacaktır. ABD'nin açığını kapatıp kapatamayacakları ve kapatırlarsa ne olacağı ayrı tartışma konuları. Ankara'daki zirvede bu konular masada olacak.

YENİ DÜNYANIN İLK AŞAMASI BİTTİ

İran-ABD barışıyla birlikte, Rusya ve özellikle Çin bölgedeki varlığını koruyacak. İsrail de yenilmiş kabul edilebilir. Kendi savaşlarını bırakamaz, Lübnan dahil devam edecektir, Gazze'ye de yeniden dönebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın TBMM grubunda, Türkiye ile İsrail arasındaki "yeni sınır noktalarının" coğrafi kodlarını isim vererek çizmesinin sebebi de bu.

Eğer savaş biterse, bölgesel farkındalığa yönelik Türk girişimine daha çok alan açılabilir. Tahran-Washington arasındaki mutabakatın, Arabistan, Türkiye, Mısır, Katar, Pakistan tarafından da değerlendirilmesi bunun işaretlerinden. Savaşın bitmesi NATO zirvesine yeni bir etki parametresi katıyor. Ancak ondan evvel, önümüzdeki hafta G7 toplantısı var. Hem İran hem NATO konusu kapalı oturumda ele alınacak. Kurulabilirse ortak bir dilin Ankara'ya yansıyacağını kestirebiliriz.

Taze, canlı ve kırılgan bir barış sürecinden bahsediyoruz. Eğer olursa, çok kutuplu dünyaya geçişe dair eşiğin aşılmış olacağını görmüş olacağız. Yeni bir aşama başlayacak. Bu yıl gitti, ekonomik ayakları herkesi biraz daha yoracak.

Paylaş: