15 Temmuz Darbe Girişiminin Türkiye Ekonomisine Maliyeti: 500 Milyar Dolar
15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin üzerinden geçen sürede, Türkiye ekonomisinin ağır bir fatura ödediği ortaya çıktı. Uzmanlar, girişimin maliyetini 500 milyar dolar olarak hesaplarken, etkilerinin finans piyasalarından turizme kadar geniş bir alana yayıldığını belirtiyor.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'da gerçekleştirdiği darbe girişiminin üzerinden geçen sürede, Türkiye ekonomisi üzerinde derin izler bıraktığı belirlendi. Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu tarafından yapılan analizler, hain girişimin Türkiye ekonomisine toplam maliyetinin yaklaşık 500 milyar dolar olduğunu ortaya koyuyor. Bu maliyet, sadece finansal piyasalarda yaşanan ani dalgalanmalarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda yabancı yatırımlar, kredi notları ve turizm gelirleri gibi alanlarda uzun vadeli yapısal etkilere yol açtı.
Darbe Girişiminin Ekonomik Şok Etkisi ve Yapısal Aşınma
Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, darbe girişiminin Türkiye ekonomisi üzerinde hem ani ve şiddetli bir finansal şok hem de yıllara yayılan yapısal bir aşınma yarattığını belirtti. Piyasa göstergelerinin, özellikle Borsa İstanbul ve döviz kuru gibi unsurların, darbe girişimini takip eden altı ay ile bir yıl içinde büyük ölçüde toparlanma gösterdiğini ifade eden Soylu, ancak kredi notlarındaki düşüşler, turizm gelirlerindeki daralma ve doğrudan yabancı yatırım girişlerindeki gerileme gibi etkilerin çok daha kalıcı ve uzun soluklu olduğuna dikkat çekti. Bu durum, ekonominin kırılganlıklarının, hızlı fiyatlama mekanizmalarının ötesinde, daha yavaş işleyen katmanlarda biriktiğini gösteriyor.
Kümülatif Maliyetler ve Orta Gelir Tuzağı
Darbe girişiminin ülke ekonomisine toplam maliyetine ilişkin yapılan araştırmalar, farklı hesaplama yöntemlerine ve kapsanan zaman aralıklarına bağlı olarak çeşitli tahminler sunuyor. Ancak genel eğilim, maliyetin yüz milyarlarca dolar mertebesinde olduğu ve etkisinin tek bir yıla değil, izleyen 3-4 yıla yayıldığı yönünde. Soylu, bu süreçler yaşanmasaydı kişi başına düşen milli gelirin 2018'de daha yüksek bir seviyede gerçekleşebileceğini ve Türkiye'nin orta gelir tuzağından çıkışının hızlanabileceğini belirtti. Darbe girişimi, kamu kaynaklarının ekonomik istikrarı sağlamaya yönlendirilmesi nedeniyle sosyal yatırım ve kamu hizmetlerine ayrılabilecek kaynaklarda bir fırsat maliyeti yarattı.
Finansal Piyasalar Üzerindeki Etkiler
Darbe girişimi sonrası ilk işlem gününde Borsa İstanbul'da tarihinin en sert günlük düşüşlerinden biri yaşanırken, sermaye piyasası düzenleyicilerinin aldığı önlemlerle kayıplar takip eden haftalarda hızla telafi edildi. Endeksin altı ay gibi kısa bir sürede darbe öncesi seviyelere dönmesi, düzenleyici müdahalenin hızına ve uluslararası yatırımcıların olayı kısa süreli bir siyasi şok olarak fiyatlamasına işaret etti. Ancak bu toparlanma, kurumsal yatırımcı güveni ve doğrudan yabancı sermaye girişlerindeki yapısal gerilemeyi telafi edemedi. Borsadaki ani değer kaybı, bireysel yatırımcıların portföy değerlerinde geçici bir azalmaya yol açarken, bir kısım tasarrufun döviz veya altın gibi güvenli limanlara yönelmesine neden oldu.
Döviz Piyasası ve Turizm Sektöründeki Daralma
Döviz piyasası, darbe girişimi haberinin yayılmasıyla birlikte sert bir tepki gösterdi. Ancak hafta sonuna denk gelmesi ve girişimin kısa sürede bastırılması, kur üzerindeki baskının daha da derinleşmesini sınırladı. Kur hareketinin görece sınırlı kalması, 15 Temmuz'un döviz piyasaları üzerindeki birincil etkisinin ani ve kısa süreli bir risk primi artışı biçiminde ortaya çıktığını gösterdi. İthal girdiye bağımlı tüketim mallarının fiyatlarına kısa vadede yansıyan kur artışı, hanehalkının satın alma gücünü baskıladı. Öte yandan, turizm sektörü 2016 yılı boyunca yaşanan çoklu krizlerin (bölgesel güvenlik sorunları, diplomatik gerginlikler, darbe girişimi) kümülatif etkisiyle tarihi bir daralma yaşadı. 2016'daki düşüş, turizm talebini on yıl geriye götürerek ziyaretçi sayısını 2006 yılı seviyesine yaklaştırdı.
Faiz Oranları, Enflasyon ve Ülke Risk Primi
15 Temmuz öncesinde yüzde 8 seviyesinde bulunan politika faizi, izleyen dönemde artan risk primi, kur baskısı ve enflasyonist beklentilerin etkisiyle kademeli olarak yükselerek 2018'de yüzde 24 seviyesine ulaştı. Enflasyon, 15 Temmuz öncesinde yüzde 7,64 iken 2016 sonunda yüzde 8,5'e yükseldi ve ilerleyen yıllarda hızlanarak 2018'de yüzde 20'nin üzerine çıktı. Ülke risk priminin göstergesi olan CDS primi, darbe girişimi ve ardından gelen kredi notu indiriminin etkisiyle 300 baz puanın üzerine çıkarak yatırımcı güvenini sarstı. Faiz oranlarındaki bu keskin yükseliş, darbe girişiminin doğrudan bir sonucu olmaktan çok, izleyen dönemde biriken makroekonomik kırılganlıkların bir sonucudur. Faiz artışının tüketici ve konut kredileri maliyetlerine yansıması, hanehalklarının borçlanma yoluyla mal edinme kararlarını ertelemesine neden oldu. Enflasyondaki yükseliş ise, sabit veya düşük gelirli hanehalkları için reel satın alma gücünü aşındıran toplumsal bir maliyet oldu.
Uluslararası Kredi Notu İndirimleri ve Uzun Vadeli Etkiler
Darbe girişiminin ardından üç büyük uluslararası derecelendirme kuruluşu Türkiye'nin kredi notunu düşürdü. Bu indirimler, yabancı yatırımcılar için Türkiye'ye yönelik risk algısını artırırken, borçlanma maliyetlerini de yükseltti. Uzun vadede, bu durum doğrudan yabancı yatırım girişlerini olumsuz etkileyerek ekonomik büyüme potansiyelini sınırladı. Soylu'ya göre, bu tür yapısal etkiler, finansal piyasalardaki kısa vadeli dalgalanmalardan çok daha derin ve kalıcı sonuçlar doğuruyor. Ekonominin orta gelir tuzağından çıkış sürecinin gecikmesinde de bu faktörlerin önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.


